SELAHATTİN ANAÇ

 

Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Başkan, değerli konuklar; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selâmlıyorum.

 

Yüzyılımızda hızla gelişen sulama, taşkın kontrolü, içme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyacı ile sanayi ve büyük şehirlerin enerji ihtiyacı, yüksek barajların yapımı ve büyük hidroelektrik santrallerin kurulması gereğini ortaya çıkarmıştır.

 

Türkiye, yenilenebilir kaynaklar grubunda yer alan hidrolik, jeotermal ve güneş enerjisi potansiyeli açısından nispeten varlıklı ülkeler sınıfına girmektedir. 

 

Türkiye, dünya brüt hidroelektrik potansiyelinin yüzde 1,2’sine, Avrupa, ekonomik olarak yararlanılabilir potansiyelin yaklaşık yüzde 14’üne sahip bulunmaktadır.

 

Ülkelerin ekonomisi ve sosyal gelişiminde en önemli faktör olan enerjinin üretimi, taşınımı, dönüşümü ve kullanımı ciddî çevre sorunlarına yol açmaktadır. Gelişmiş ülkelerde çok yüksek miktarlara varan enerji gereksiniminin yüzde 90’ını karşılayan fosil yakıtlardan kaynaklanan yanma gazları, karbondioksit, karbonmonoksit, kükürtdioksit ve azotoksitler, uçucu organik bileşikler ve danesel maddeler son yıllarda dünyanın gündemindeki en önemli çevre sorunlarından birisidir. Bu gazların doğrudan veya dolaylı etkileriyle her yıl yeryüzünde hektarlarca verimli tarım arazisi ve orman yok olmaktadır. Gerek ülkemiz, gerekse dünyada fosil yakıtların enerji üretimindeki büyük payları, artan enerji ihtiyacı, enerji-çevre sorunları açısından karşılaşılan problemin gelecekteki çözümünün güçleşeceğini göstermektedir.

 

Yenilenebilir kaynak oluşu, en az düzeyde çevre etkisi yaratması, çevre kirliliğine neden olmaması, işletme bakım masraflarının ucuz olması ve en önemlisi, ulusal niteliği sebebiyle güvenilir enerji arzını sağlayan kaynak oluşu, hidroelektrik enerjisinin son yıllarda ülkemiz açısından önemini çok daha artırmıştır.

 

1953 yılında su ve toprak kaynaklarımızın geliştirilmesi, tarım alanlarının sulanması, şehir ve kasabalara içme suyu temini, tarım alanlarının ve meskûn alanların taşkından korunması, su potansiyelinden yararlanılarak enerji üretimi sağlanması ve suyla ilgili tüm yapıların planlama, projelendirme, inşaat ve işletme faaliyetlerinin tek bir kuruluş tarafından yürütülmesi hususunda 6200 sayılı Devlet Su İşleri Kuruluş Kanunu çıkarılmış ve 1957 yılından itibaren Seyhan, Demir Köprü, Kemer, Hirfanlı baraj ve santrallerinin inşaatı DSİ’nin sorumluluğuna verilmiştir.

 

Türkiye’nin sosyal ve ekonomik yönden kalkınmakta olması nedeniyle enerji elektrik ihtiyacı hızla büyümektedir. Son yıllarda Türkiye’de elektrik tüketimi yılda ortalama yüzde 8 ilâ 10 arasında artış kaydetmiş olup, önümüzdeki yıllarda da benzeri bir oranda artacağı tahmin edilmektedir. Böyle bir ihtiyacı karşılayabilmek için ülkenin yeni enerji projeleri için her yıl 3 ilâ 4 milyar dolar kaynak tahsis etmesi gerekmektedir.

 

Türkiye’nin dengeli bir şekilde kalkınması bakımından enerji, hayati önemi ve önceliği olan bir konudur.

 

Devletin tüm alternatifleri dikkate almak suretiyle enerji açığının kapatılmasına yönelik planları mevcuttur. Amaç, sürekli, iyi kaliteli, güvenilir ve ekonomik elektriğe sahip, enerji bakımından yeterli bir ülke yaratılması ve ülkenin büyümekte olan enerji talebini karşılayabilecek yeterli yatırımlarının teşvik edilmesidir.

 

Günümüz itibarıyla Türkiye’de 129 hidroelektrik santrali işletmede bulunmaktadır, 34 hidroelektrik santrali hâlen inşa hâlinde bulunmaktadır. Ve tüm potansiyelimiz değerlendirildiği takdirde, 388 adet daha hidroelektrik santral yapılacak ve toplam 35.482 megavatlık kurulu güçle 551 hidroelektrik santraline ulaşacaktır.

 

Finansal rakamlarla ifade edildiği takdirde, yaklaşık 30 milyar dolardan daha fazla bir yatırım ihtiyacı mevcuttur.

 

Az önce de bahsedildiği gibi, enerji sektörüne özel yatırımları kolaylaştırmak amacıyla Türkiye’nin geliştirdiği yap-işlet-devret, yap-işlet, yap ve sahiplen ve İşlet, işletme hakkı devri, otoprodüktör modelleri, uluslararası yatırım ve sermaye çevrelerinde ilgi uyandırmıştır.

 

Önümüzdeki 30 yıl için birçok yabancı ve yerli yatırımcının ve finans kuruluşlarının Türk hidroelektrik pazarı ile ilgilenmeleri beklenmektedir. Yukarıda belirtilen finans modelleri ve diğer tüm modellerin kullanılmasıyla Türkiye’nin tüm hidroelektrik potansiyelinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yılı olan 2023 yılına kadar geliştirilmesi hedeflenmiştir.

 

Teşekkür ederim.

 

Sözlerime son verirken hepinize saygılar sunuyorum.