| |
|
ELEKTRİK
PİYASASI YASASININ YÜRÜRLÜĞÜ’ NDEN ÖNCE,
ELEKTRİK ÜRETİMİ AMACIYLA İMZALANMIŞ SÖZLEŞMELERİN,
ANILAN YASAYA VE YASAYA DAYANARAK ÇIKARTILAN
YÖNETMELİKLERLE UYUM SORUNU
|
|
1. GİRİŞ
|
|
Büyük yatırımlar gerektirmesi ve kamu hizmeti sahasında
bulunması
nedeni ile yakın zamana kadar devlet yatırımlarının egemen olduğu enerji sektöründe;
mevcut tesislerin isletilmesinin getirdiği zorluklar, her geçen gün
artan yatırım ihtiyaçlarının kamu kaynaklarınca karşılanamaz hale gelmesi,
özel yatırımların bu alana çekilmesinin kamu kaynaklarının
kullanımında yaratacağı rahatlık gibi, bir çok önemli nedenle 1980’li
yıllardan bu yana, sektör yeniden yapılandırılmaya çalışılmaktadır.
|
|
Bu doğrultu da; önce 19/12/1984 tarihinde, “Türkiye Elektrik
Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve
Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Yasa” yürürlüğe
girmiştir. İdareye geniş bir takdir yetkisi vermek yoluyla, sektöre
ilişkin sorunların biran önce çözüme kavuşmasına olanak
sağlayabilecek
nitelikte hükümler içeren yasa, kamu hizmeti kavramının eksik
ve dar yorumlanması, mevzuattaki genel düzenlemelerde gerekli değişikliğin
yapılmaması, siyasal iktidarların ve idarenin insiyatifsizliği nedenleriyle,
uzun yıllar beklenen amacı gerçekleştirememiştir. Bu arada bazı kamu
hizmetlerinin özel hukuk kişilerine, özel hukuk sözleşmesi
ile gördürülmesine olanak sağlayan 3974 sayılı yasanın Ek 5.maddesi
ile 3996 sayılı yasanın 5.maddesini değiştiren 4047 sayılı yasa Anayasa Mahkemesi’nce
iptal edilmiştir. Tüm bu gelişmeler ve özellikle sektörün
finansman sorunu bir dizi yasal düzenlemenin yapılmasına neden olmuştur.
|
|
Öncelikle 4446 sayılı kanun ile Anayasa ’nın 47.125 ve 155.maddelerinde
değişiklik yapılarak, önceden kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi ile
yapılması zorunlu olan bazı islerin özel hukuk sözleşmesi ile
yapılmasına
olanak sağlanmış ve imtiyaz sözleşmelerindeki prosedür azaltılmıştır.
Anayasa’ da yapılan bu değişiklik beraberinde bazı yasal düzenlemeleri
de getirmiştir. 4493 sayılı yasa ile 3996 sayılı yasaya göre yapılan sözleşmeler
özel hukuk hükümlerine tabi hale getirilmiştir. 4501 sayılı
yasa ile yatırımcılara, mevcut imtiyaz sözleşmelerinin özel hukuk
hükümlerine tabi sözleşmelere çevrilmesi hakki yanında,
milletlerarası tahkim yoluna başvurulması hakkı da
tanınmıştır. 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Yasası ile de
milletlerarası tahkime ilişkin usul ve
esaslar belirlenmiştir.
|
|
Yukarıda da belirttiğimiz üzere tüm bu düzenlemeler, özel
yatırımları bu alana çekmek ve üretimi olabildiğince arttırmak
amaçlarıyla yapılmış düzenlemelerdir. Bu düzenlemelerin
uygulamasında;
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, özel hukuk tüzel kişileri ile
elektrik enerjisi üretimi için, değişik yapı ve hukuki niteliklerde
sözleşmeler yapmıştır.
|
|
Mevcut isletmelerin verimli bir isletme tabanına oturtulabilmesi için
isletme hakki devri sözleşmeleri imzalanmış, mevcut kaynakların üretime
dönüştürülmesi içinde yap-islet-devret, yap-islet
yönteminde sözleşmeler imzalanmıştır. Bu sözleşmelerin bir
kısmı özel hukuk sözleşmeleri, bir kısmı kamu hukuku kurallarına
tabi kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleri, bir kısmı ise 4501 sayılı
yasanın sağladığı olanakla kamu hizmeti imtiyaz sözleşmelerinden özel hukuk
sözleşmelerine dönüşmüş sözleşmelerdir. Hukuki nitelikleri
ve tabi olduğu kurallar ne olursa olsun, sözleşmeler kamu tarafının
baskın
iradesine uygun olarak düzenlenmiştir. Bu sözleşmelerin başka bir
belirgin özelliği de önceden belirlenmiş fiyatlarla üretilecek
elektrik enerjisinin kamuya satılmasıdır.
|
|
Değindiğimiz yasa ve sözleşme düzenlemelerinde
sonra 3.3.2001 tarihli 4628 sayılı Elektrik Piyasası Yasası yürürlüğe
girmiştir. Anılan yasanın amaç, kapsam ve tanımlar başlığını taşıyan
1.maddesinin 1.fıkrasında “Bu kanunun amacı; elektriğin yeterli,
kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreye uyumlu bir şekilde tüketicilerin
kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre
faaliyet gösterebilecek, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir
elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir
düzenleme ve denetimin sağlanmasıdır” denilmektedir. Yasanın açık
anlatımından da anlaşılacağı üzere, yasa düşük maliyetli ve rekabete
uygun elektrik üretimini öngörmektedir.
|
|
Özetle, önceki yasal düzenlemeler dayanak yapılarak yapılmış
sözleşmeler ile Elektrik Piyasası Yasası farklı öncelikler ve amaçlar
göz önüne alınarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla, elektrik
piyasası yasasının 1.maddesinin 3.fıkrasının 8.bendiyle mevcut sözleşmeler
olarak tanımlanan yukarıda değindiğimiz sözleşmeler ile elektrik
piyasası yasası arasında bazı konularda çelişkiler ortaya çıkmıştır.
Bazı konularda da bir çelişki olmamasına rağmen kanımızca çelişki
varmış gibi algılanılmaktadır.
|
|
Bu çalışmada elektrik piyasası yasası ve bu yasaya dayanılarak çıkartılan
lisans yönetmeliği ile mevcut sözleşmeler arasında bir çelişki
olup olmadığı veya var ise çelişkiler saptanarak, uygulamaya yönelik
çözüm önerileri üretilmeye çalışılacaktır.
Sektöre ilişkin verilmiş yargı kararları nedeniyle yap-islet-devret yöntemi
dışındaki, diğer sözleşmelerin büyük çoğunluğunun sektörel
olarak uygulama olanağı kalmadığından, çalışmada ağırlıklı olarak bu
yöntemle yapılmış sözleşmeler irdelenmiştir. Ayrıca çalışmadaki
sözleşme kavramına sözleşme eki olan veya sözleşmeye bağlı
sözleşmelerde dahil edilmiştir. “Yasa” kelimesi Elektrik
Piyasası Yasasını “ Kurum” kelimesi de Enerji Piyasası Düzenleme
Kurumunu ifade etmektedir.
|
|
2. SÖZLEŞME HÜKÜMLERİNİN HUKUKİ GEÇERLİLİKLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
|
|
A-GENEL OLARAK
|
|
Yasasının çeşitli bölümlerinde, bu yasanın yürürlüğünden
önce yapılmış sözleşmelere yer verilmiş ve sözleşmeler mevcut
sözleşmeler baslığı altında yasanın 1.maddesinin 3.fıkrasının 8.bendinde
tanımlanmıştır. Yasada ki tanıma göre “Bu kanun yürürlüğe
girdiği tarihten önce, 4/12/1984 tarihli ve 3096 sayılı kanun, 8/6/1994
tarihli ve 3996 sayılı kanun, 16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı kanun, 21/1/2000
tarihli ve 4501 sayılı ve ilgili yönetmeliklere göre imzalanan sözleşmeler,
imtiyaz sözleşmeleri ve uygulama sözleşmeleri” mevcut sözleşmelerdir.Bu
tanım ve yasanın izleyen bölümlerindeki mevcut sözleşmelere
ilişkin çeşitli hükümlerin varlığına rağmen, yasa koyucu
geçici 4.madde ve geçici 8.madde ile mevcut sözleşmeleri
hükümsüz hale getirecek veya fiilen uygulamasını engelleyecek
hükümler getirmiştir. Daha sonra bu hükümler süre
yönünden değiştirilmiştir. Söz konusu hükümler aleyhine
açılan iptal davası sonucunda, hükümler Anayasa Mahkemesi’nin
13.03.2002 günlü 2001/389 Esas ve 2002/29 Karar sayılı kararı ile
iptal edilmiştir. Anılan iptal kararının gerekçesi yasal bir düzenlemeyle
yürürlükteki bir sözleşmeyle yapılabilecek bir müdahalenin
sınırlarını belirlemek açısından büyük önem taşımakta
ve bu alanda yapılacak düzenlemelere de ışık tutmaktadır. Yüksek mahkeme
gerekçeli kararında iptale konu hükümler sonucunda oluşabilecek
durumu saptadıktan sonra su ifadelere yer vermektedir.
|
|
“Anayasanin çalışma ve sözleşme hürriyeti”
başlıklı
48.maddesi, “Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme
hürriyetine sahiptir kuralını içermektedir. Buna göre taraflar,
özgür iradeleriyle ilişkilerini sözleşme ile düzenleyip
biçimlendirebilirler. Bir sözleşmenin ne zaman ve ne şekilde sona
ereceğine ancak sözleşmenin taraflarınca karar verilebilir. Anayasanın
48.maddesinde koruma altına alınan bu özgürlük, sözleşme
yapma serbestisi yanında yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale
yasağını da içerir.
|
|
Ayrıca, Anayasa’ nın 2.maddesinde Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında
sayılan hukuk devleti, insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu
adaletli bir hukuk düzeni kurup sürdürmekle kendisini yükümlü
sayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’
ya uyan,
işlem
ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir. Böyle bir düzenin
kurulması, yasama, yürütme ve yargı alanına giren tüm işlem
ve eylemlerin hukuk kuralları içerisinde kalması, temel hak ve özgürlüklerin
anayasal güvenceyle bağlanması ile olanaklıdır.
|
|
Dava konusu kuralla daha önce düzenlenmiş ve tarafların özgür
iradeleri sonucunda belli şartlarla bağlanmış olan sözleşmeler, kimi
aşamalarda yeni koşullar öngörülerek değiştirilmekte yada tümüyle
sona erdirilmektedir. Öte yandan, bir hukuk devletinde hukuk güvenliğinin sonucu olan
ahde vefa ilkesi de sözleşme özgürlüğünün
korunmasını kılar”.
|
|
Yüksek mahkeme, gerekçeli kararında açıkça dava
konusu yapılan mevcut sözleşmelerin yeni koşullar öngörülerek
değiştirilmesi yada tümüyle sona erdirilmesinin olanaklı
olmadığını
belirtmektedir. Yani yüksek mahkemeye göre mevcut sözleşmeler
geçerli ve yürürlükte olup yeni koşullarla da değiştirilmesi
olanaklı değildir. Yasa, elektrik üretiminde, sözleşme geçerliliği
konusunda, isletme hakki devri yöntemi ile imzalanan sözleşmelerle,
diğer yöntemlerle yapılan sözleşmeler arasında bir ayrım
getirmiştir. Yasanın Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun görevlerini düzenleyen
4.maddesinde, isletme hakki devri kapsamındaki mevcut sözleşmelerin kanun
hükümlerine göre düzenlenmesi kurumun görevleri
arasında sayılmıştır. Oysa kurum sözleşmelerin tarafı değildir. Bu durum akla
mevcut sözleşmelerin geçerliliğini saptayan, Anayasa Mahkemesi
kararı karsısında, 4.maddede ki kuralın geçerliliği sorununu getirmektedir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki söz konusu hükümler, açılan
iptal davasına konu edilmemiş, uygun bir itiraz davası yoluyla da Anayasa
Mahkemesi önüne götürülmemiştir.
|
|
Ancak söz konusu kurallar Anayasa Mahkemesi’nin önüne
gittiğinde, önceki kararın gerekçesi karşısında muhakkak iptal
edilir sonucuna ulaşmakta yanlış bir saptama olacaktır. Zira Yüksek Mahkemenin
sözleşmelere müdahale eden bazı kurallara ilişkin iptal işlemlerini
reddettiği bilinmektedir. Kamuoyunca da bilinen gayrimenkul kira paralarındaki
artışı yasayla sınırlandıran hüküm aleyhine açılmış iptal
davasını burada örnek olarak verebiliriz. Gerçektende kamu düzeni
gerekçesi ile bazı sözleşmelere müdahale eden kurallarla,
afaki iyi niyet kuralları gerekçesi bazı sözleşmelere müdahale
eden yargı kararları hukuk uygulamamızda yer bulmaktadır. Ancak her halükarda
bir sözleşmeyi hükümsüz kılacak veya uygulanabilirliğini
ortadan kaldıracak bir hükmün çağdaş hukuk uygulamamızda
yeri bulunmamaktadır. Yasal yada sözleşmeye dayalı bir neden olmaksızın,
sözleşmelerin yargı kararı ile hükümsüz hale gelmesi veya
uygulanamaz hale gelmesi de olanaklı değildir. Kuruma, isletme hakki devri
yöntemiyle düzenlenmiş ve üretim sözleşmelerine müdahale
olanağı tanıyan yasanın 4.maddesinin 2.fıkrasının Anayasa ve hukukun genel
ilkelerine aykırı olduğu söylenebilir.
|
|
Bu açıklamalar ışığında; temel yasalarımızdaki kurallar, genel hukuk
ilkeleri, Anayasa Mahkemesi kararı, yasanın iptal edilen hükümleri
dışındaki diğer hükümleri göz önüne alındığında, yasada
mevcut sözleşmeler olarak tanımlanan sözleşmeler, aksine bir
yargı kararı bulunmadıkça geçerli ve yürürlükte olan
sözleşmelerdir.
|
|
B- ELEKTRİK PİYASASI YASASI VE LİSANS YÖNETMELİĞİ KARSISINDA
|
|
a) İŞLETME HAKKI DEVRİ YÖNTEMİYLE YAPILAN ÜRETİM SÖZLEŞMELERİ
|
|
Yasanın 4.maddesi hükmü ile kuruma, isletme hakki devri yöntemiyle
yapılan elektrik üretim sözleşmelere müdahale yetkisi
tanınmıştır. Yasanın diğer hükümleri de göz önüne
alındığında, kurum
bu müdahale yetkisini, lisans verme işlemleri sırasında kullanabilecektir.
Zira kurum sözleşme tarafı değildir. Bu olgu nedeniyle kurum böyle
bir yetkiyi kullanırken aşağıda ayrıntıları ile açıklayacağımız üzere
yasanın 2.3.d.maddeleri hükmünü göz önünde
bulundurmalıdır.
Bu hüküm göz önünde bulundurulmadan tesis edilebilecek
bir idari işlem, idari işlemin yanı sıra idari işlemin dayanağı düzenleyici
işlemlerinden iptaline neden olabilir. Kaldı ki kurula tanınan bu yetki Anayasa
yargısının denetiminden henüz geçmemiş olduğundan, bu yetkinin
hukuka aykırı şekilde kullanılması, hükmün Anayasa yargısı denetimine
tabi olmasının da yolunu açabilecektir.
|
|
b) YAP-İŞLET-DEVRET YÖNTEMİYLE YAPILAN ÜRETİM SÖZLEŞMELERİ
|
|
İmtiyaz ve özel hukuk sözleşmesi olarak iki
farklı hukuki nitelikte
düzenlenmiş bu sözleşmelerde, oluşabilecek yasal değişiklikler
karsısında
yasal değişikliğin sözleşmelere etkisine ilişkin düzenlemelere yer
verilmiştir.
|
|
Örnek imtiyaz sözleşmesinin mevzuat ve teşvik tedbirleri başlığını
taşıyan 9.maddesinde “sözlesmenin imzalandığı tarihten sonra mevzuatta
ve teşvik tedbirlerinde meydana gelebilecek değişikliklerin tarafları etkileyen
hükümleri, sözleşmeye dahil edilecektir. Mevzuat değişiklikleri
nedeniyle oluşacak artış veya azalışlar tarifeye aynen yansıtılacaktır”
denilmektedir. Sözleşme hükmüne göre imtiyaz sözleşmelerinde
tarafları etkileyen mevzuat değişiklikleri doğrultusunda, sözleşme
değişikliği yapılacak, ancak sözleşme işleminin temeli olan tarife esasi
korunacaktır.
Kısmi bir farklılıkla benzeri bir düzenlemede örnek özel hukuk
sözleşmesinin 30.maddesi ile yapılmıştır. Anılan madde de “Bu sözleşmenin
imzalandığı tarihten sonra mevzuatta meydana gelebilecek değişikliklerin
şirketi
etkileyen hükümleri, bu sözleşmeye de dahil edilecektir. Mevzuat
değişiklikleri nedeniyle oluşacak artış veya azalışlar tarifeye aynen
yansıtılacaktır”
denilmektedir. Sözleşme hükmüne göre, özel hukuk
sözleşmelerinde şirketi etkileyen mevzuat değişiklikleri doğrultusunda
sözleşme değişikliği yapılacak, ancak sözleşme işleminin de temeli
olan tarife esasi aynen korunacaktır. Aslında farklı anlatımlarla ifade edilen
her iki örnek sözleşme hükmü de aynı sonucu doğurmaktadır.
Sözleşme tarafı olan özel hukuk tüzel kişisi, işlem temelinin
korunması yoluyla mevzuat değişikliklerinden korunmaktadır. Bu
korumanın her durumda geçerli olup olmadığı mevzuat değişikliği
ile getirilen kuralın hukuki niteliği ile doğrudan bağlantılıdır. Şayet
değişen
kural sözleşme tarafları yanında, herkesi bağlayabilecek nitelikte emredici
bir kural ise, bu durumda doğabilecek bir uyuşmazlık halinde öncelikle
emredici kural uygulanacak bir boşluk kalması halinde sözleşme
kurallarına başvurulacaktır. Kuralın hukuki niteliğinin
saptanmasında, tek ölçüt kuralın yalnızca kendisi
değil, içinde bulunduğu düzenlemedir.
Konuya Elektrik Piyasası Yasası açısından bakıldığında
kuralların genellikle
mutlak veya nisbi emredici olarak düzenlendiğini ve büyük ölçü
de uygulayıcı kamu tüzel kişileri ile piyasada faaliyet gösterenleri
ve tüketicileri bağladığı söylenebilir. Bir başka anlatımla üretim,
dağıtım veya abonelik sözleşmesinin uygulanması sırasında bir
uyuşmazlık
çıkması halinde uyuşmazlığın çözümünde öncelikle
başvuru kaynağı yasa, boşluk halinde sözleşme olacaktır. Açıklanan
nedenlerle yasanın yap-islet-devret yöntemiyle düzenlenen sözleşmelere
etkisini saptayabilmek için, yasada sözleşmeyi etkileyen bir
kuralın
olup olmadığını saptama zorunluluğu bulunmaktadır. Bu saptamada aşağıdaki kural ve olgular tespit
edilmiştir.
|
|
Üretim mevcut sözleşmelerin yönetim ve niteliği ne olursa olsun
tüm projelerin uygulanabilirliği kısaca ESA olarak adlandırılan, enerji
alim ve enerji satış anlaşmalarının geçerliliğinin korunmasına
bağlıdır.
Zira yatırım ve üretim projeksiyonundaki ekonomik döngü bu
anlaşma ile sağlanmaktadır. Yasanın 2.3.d.maddesinde “Türkiye Elektrik
Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketi, mevcut sözleşmeler kapsamında
imzalanmış olan enerji alış ve satış anlaşmalarını TEAS’
dan ve TEDAS’ dan devralır. Devraldığı ve/veya imzaladığı
anlaşmaları yürütür
ve sona erdirir” hükmü yer almaktadır. Hükümde sözleşmeyi
devir alacak tüzel kişilik ile sözleşmenin yürütüleceği
açıklıkla belirtilmektedir. Bu nedenle tüm projelerdeki işlem
temeli ESA’lar geçerliliğini korumaktadır. Yap-İslet-Devret yöntemiyle
ESA’larin geçerliliği konusunda bir tereddüt bulunmamakla
beraber yasanın 4.maddesi karsısında isletme hakki devri yönteminde ESA’
larin
geçerliliği tartışılabilir. Ancak kanımızca 4.maddeye göre daha
özel bir düzenleme olan 2.3.d.maddesi karşısında, Enerji
Piyasası
Düzenleme Kurumu’nun, isletme hakki devri yöntemiyle yapılmış
sözleşmelerde dahi ESA’ lara müdahale yetkisi bulunmamaktadır.
Yasa düzenlenirken, mevcut sözleşmeler olarak tanımlanan sözleşmeler
arasında da bir ayrım yapılmıştır. Md.4 ile isletme hakki devri yöntemiyle
yapılan sözleşmelerin yasaya uygun olarak düzenlenmesinden bahsedilmektedir.
Yap-İslet-Devret projelerinden farklı olarak, bu projelerdeki üretim
tesislerinin mülkiyeti basından beri kamudadır. Bu kamu mülkiyetinin
özel mülkiyete dönüştürülmesi yolunda da bir
yöntem geliştirilmiş değildir. Bu yöntemin geliştirilmesi güçlü
bir sermaye yapısının oluşmasına bağlı olup, bu oluşum gerçekleşip,
bu tesislere talip bulunmadıkça, geliştirilmeye çalışılan
diğer
çözümler ulusal makro ekonomik dengelerimizin bozulmasına
yol açacaktır. Yasa yatırımcının ortalama olarak daha büyük
riskler üstlenip, daha büyük harcamalar yaptığı yap-islet-devret
yöntemini, isletme hakki devri yönteminden ayırıp, bağımsız idari
otoritenin bu yöntemle yapılan sözleşmelere müdahalesini kabul
etmiştir. Benzeri bir düzenlemede M.3.6.3.3’de düzenlenmiş
olup, kuruma dağıtım lisansı verme sırasında, sözleşmelerin serbest rekabet
koşullarına göre tadil edilmesini isteme görevi vermiştir. Bu durum
bir ölçüde hizmetin niteliğinden kaynaklanmaktadır. Ancak
yasa koyucunun üretim ile dağıtım arasında bir ayrım yaptığının kabulü
zorunludur. Öte yandan mevcut üretim sözleşmeleri göz önüne
alınarak M.2.a. ile üretim şirketlerine kapasite satışı
olanağı sağlanmaktadır.
Tüm bu hükümler bir arada değerlendirildiğinde yasa koyucunun
yap-islet-devret yöntemiyle yapılmış sözleşmeleri olduğu sekliyle
korunmayı amaçlandığı görülmektedir. Zaten hukuka uygun çözümde
budur.
|
|
Bu hukuki olguların varlığına rağmen, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu
yasanın M.3.a.3’ün kendisine verdiği yetkiye dayanarak çıkardığı
lisans yönetmeliğinin Geçici 2.Maddesinde “Mevcut sözleşmeleri
kapsamında yap-islet veya yap-islet-devret modeli yoluyla üretim faaliyet
göstermekte olan veya mevcut sözleşmeleri kapsamındaki tüm
işlemleri tamamlayarak üretim faaliyeti gösterme hakki elde
etmiş
tüzel kişilerin lisans başvuruları, kanunun 5.ve geçici 3.maddeleri
çerçevesinde inceleme ve değerlendirmeye alınır.
|
|
Birinci fıkra kapsamındaki tüzel kişilere kurum tarafından, mevcut sözleşmelerinin
içeriklerine göre lisanlarına derç edilmek üzere,
kanun hükümleri uyarınca rekabetçi piyasaya geçişi
kolaylaştıracak hükümler önerilir ve bu hükümler
hazırlık, geçiş ve uygulama dönemleri olmak üzere üç
aşamalı olarak düzenlenerek lisanslara derç edilir.
|
|
Mevcut sözleşmeler kapsamında yap-islet-devret modeli yoluyla üretim
faaliyeti gösterme hakki elde etmiş ancak mevcut sözleşmeleri
kapsamındaki
tüm işlemleri tamamlanmış tüzel kişiler, Geçici 4.maddenin
son fıkrasında belirtilen tüzel kişiler hariç, bu işlemler
tamamlandığı
sürece kuruma lisans başvurusunda bulunamaz” hükmüne
yer vermiştir.
|
|
Bu hükmün atıf yaptığı geçici 4.maddenin son fıkrasında ise
“3 Mayıs 2003 tarihine kadar, mevcut sözleşmelerinde yer alan ve
kanunda öngörülen piyasa yapısına aykırılık teşkil eden
haklarından,
10.madde uyarınca inceleme ve değerlendirme sonucu lisans alması kurul
kararıyla
uygun bulunduğu takdirde feragat edeceğini yazılı olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı ile kuruma bildiren tüzel kişiler, bildirim tarihinden otuz
gün içerisinde lisans almak üzere kuruma başvurmaları halinde,
7.madde de öngörülen ilan ve duyuru yapılmaksızın başvuruları
inceleme ve değerlendirmeye alınmak suretiyle bu yönetmelik hükümlerine
göre lisansları verilir” denilmektedir. Geçici 19.madde
ile 4 Temmuz 2003 tarihi düzenlenmiş olduğundan bu hükümdeki
3 Mayıs 2003 tarihinin, 4 Temmuz 2003 olarak kabul zorunluluğu bulunmaktadır.
|
|
Muğlak bir ifadeyle kaleme
alınmış bu hükümler bir arada değerlendirildiğinde
ortaya su sonuçlar çıkmaktadır.
|
|
- Mevcut sözleşmeler kapsamında yap-islet-devret yöntemiyle üretim
yapan veya yapma hakki elde eden kuruluşların lisans başvuruları inceleme
ve değerlendirmeye alınacaktır.
|
|
- Kurum mevcut sözleşmelerin içeriğine göre değişecek
şekilde,
rekabetçi piyasaya geçişi kolaylaştıracak hükümler
önerecek bu hükümler lisanslara derç edilecektir.
|
|
- Mevcut sözleşmelerinde yer alan ve kanunda öngörülen
piyasa yapısına aykırılık teşkil eden haklarından feragat ettiğini kurama
ve Bakanlığa yazılı olarak bildirenler hariç, yukarıda belirtilen kurum
önerilerini kabul etmeyenlerin, lisans başvuruları da kabul edilmeyecektir.
|
|
Kurum, lisans yönetmeliğinde düzenlediği bu hükümlerle,
yasaya aykırı olarak, tarafı olmadığı sözleşmelere müdahale
arzusundadır.
Kurum tarafından yasanın 3.a.3.maddesi yanlış algılanmış ve normlar
hiyerarşisine aykırı hareket edilerek, yönetmeliğin
dayanağı yasaya uygun olması zorunluluğu kuralı ihlal edilmiştir. Söyle ki; üretim
lisansı genel hükümlerini
düzenleyen lisans yönetmeliğinin 19.a ve n fıkraları incelendiğinde
kurumun lisansla ilgili ve diğer mevzuatı uygulayacağına ilişkin hükümleri
lisansa derç edebileceği ve bu hükümlere uyulması konusunda
da üretici kuruluştan bir taahhüt alarak bunu da lisansa derç
edebileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.
|
|
Yani kurum tarafı olmadığı sözleşmeye müdahale etmeyecek gibi gözükecek,
ancak bu faaliyeti yürütebilmenin koşulu olan üretim lisansını,
kurumun belirlediği koşullarla alabilirsin diyebilecektir.
|
|
Geçici 2.madde de “önerilecek hükümler” le
ifade edilen hükümler kurumun re’ sen lisans’ a ilavesini
talep edeceği hükümlerdir.
|
|
Kurumun görev yetkilerini genişletmeyi hedefleyen bu hükümler
yasaya aykırı olduğundan, bu doğrultuda oluşturulacak lisans verme veya vermeme
seklindeki tüm idari işlemlerde hukuka aykırı olacak ve iptal edilebilecektir.
Zira kurumun görevi yalnızca lisans vermekle sinirlidir. Yasanın lisans
genel esasları ve lisans türleri başlığını taşıyan 3.5.maddesine göre
“Bu kanun hükümleri uyarınca piyasada; verimli, istikrarlı
ve ekonomik bir sistem oluşturmak ve bunu korumak, elektrik enerjisi üretimi,
toptan satışı ve perakende satışında rekabet ortamına uygun alt yapıyı
sağlamak, dağıtım lisansı sahibi şirketlerin ve Türkiye Elektrik
İletim Anonim Şirketi’ nin görevidir” denilmektedir. Bu hükümden
de açıkça anlaşılacağı üzere kurumun işlevi enerji
politikalarını oluşturmak değil, oluşmuş enerji politikalarının,
yasanın kendisine verdiği
görev çerçevesinde yürütülmesini sağlamaktır.
|
|
SONUÇ
|
|
a) 4628 sayılı Elektrik Piyasası Yasası, kuruma Anayasaya aykırı olarak, isletme
hakki devri yöntemiyle düzenlenmiş üretim sözleşmelerine
müdahale olanağı tanımaktadır.
|
|
b) Yasaya göre, isletme hakki devri yöntemi dışındaki yöntemlerle
yapılmış üretim sözleşmeleri, ancak tarafların
iradeleri ile değiştirilebilir.
Bu sözleşmelerin ESA’ lari yasanın 2.c.3.d.1.maddesi uyarınca TETAS’
a
devir olduğundan, oluşacak rekabet ortamına da uygun hale TETAŞ tarafından
dönüştürülme imkanına sahiptir.
|
|
c) Kurum geçici 2.maddeyi gerekçe göstererek lisans başvurularını
reddetmesi halinde hukuka aykırı ve iptal edilebilir nitelikte bir işlem tesis
etmiş olur.
|
|
d) Olası bir lisans vermeme veya sözleşme
iptali açıkça hukuka aykırılık teşkil edeceğinden yasada ve diğer
yasalardaki yaptırım hükümlerinin açıklamasına yer verilmemiştir.
|
|
Görüşlerimi saygı ile bilgilerinize sunarım. 26.06.2003 |
|
|