|
|
|
|
|
|
|
I.
OTURUM
|
|
|
|
Oturum
Başkanı |
Bülent
DAMAR |
|
Konuşmacılar |
Hikmet
ÖZGÖBEK |
|
Mesut
ÇAKMAK |
|
Yıldırım
VARLIK
|
|
|
Teoman
SÜER
|
|
|
BÜLENT
DAMAR (Oturum Başkanı)- HESİAD Hidroelektrik Santralleri
Sanayi İşadamları Derneğinin, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
ile ortaklaşa olarak düzenlemiş olduğu Türkiye’nin
hidroelektrik potansiyeli, sorunları ve çözüm tartışmaları
konulu Sempozyumun Birinci Oturumuna hoş geldiniz.
|
|
Sempozyumun
bu oturumunda konularının uzmanı değerli konuşmacılarımız
sizlere Türkiye’nin hidroelektrik potansiyelinin durumunu, bu
potansiyeli tespit ve değerlendirmesinden sorumlu kamu kuruluşlarımız
olan Devlet Su İşleri ve Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nin
bakış açısından anlatacaklar. Bu konuları sizlere Devlet Su
İşleri Genel Müdürlüğü Etüt Plan Dairesi Başkanı Sayın
Hikmet Özgöbek ve Elektrik Etüt İdaresi Direktörlüğü Havza
Planlama Müdürü Sayın Yıldırım Varlık tarafından
sunulacaktır.
|
|
Türkiye’nin
hidroelektrik potansiyelinin değerlendirilmesinin hukukî
sorunları ile yasa ve yönetmelikler açısından karşılaşılan
sorunlarda bir bildiri olarak Çakmak Ortak Avukatlık Bürosu
kurucu ortağı Sayın Mesut Çakmak tarafından sunulacaktır.
|
|
Türkiye’de
hidroelektrik potansiyelin yeni piyasa koşullarındaki tercihleri
ve teşvikleri açısından değerlendirmesi ise HESİAD Genel
Sekreteri olan arkadaşımız, elektrik mühendisi Sayın Teoman Süer
tarafından irdelenecektir.
|
|
Şimdi
sözü ilk olarak, Türkiye’nin hidroelektrik potansiyelinin
genel durumunun değerlendirilmesi konusundaki bildirisini sunmak
üzere Sayın Hikmet Özgöbek’e veriyorum.
|
|
Buyurun
Sayın Özgöbek...
|
|
HİKMET
ÖZGÖBEK- Değerli HESİAD Başkanımız, Sayın Genel Müdürüm,
değerli konuklar; aslında benden önce konuşmacılar, bu
rakamla vereceğimiz konuların çoğunu söylediler ama, ben bir
kere daha sizlere bunu tekrarlamaktan zevk alacağım.
|
|
Hidroelektrik
santrallerin ana ürünü, ana kullandığı ürün olan su
verildi tablo olarak ama, bir kere daha vurgulamakta fayda var, ki
bu, suyun diğer kullanımları bakımından da önemlidir.
|
|
Biz,
rakamlar verildi, detayına girmeyeyim ama, 110 milyar metreküp
suyu kullanma imkanına sahip görünüyoruz bugünkü teknolojik
imkânlar ile.
|
|
Bu
kullandığımız suyun sektörlere göre dağılımı çok önemli.
Çünkü su, insan yaşamının her türlü faaliyetinin temel ürünü.
Bunun, oran olarak verirsek, şimdiki yıl, 2000 yılında yüzde
74’ü sulamada kullanılırken ve toplam olarak 39.3 milyar
metreküp kullanımdayken, biz, 2030 yılında, daha evvel verdiğim
rakam olan 110 milyar metreküp suyun tamamını toplum faydasına
sunma amacında oluyoruz ve bu amacı gerçekleştirme sırasında
da ihtiyaçların değişimini de değerlendirmek durumundayız.
Miktarı artırmakla beraber, tarımın su kullanımındaki oranını
düşürüp, sanayi ve şehir içme suyu kullanımının da oranını
artırmak durumundayız. Çünkü, ihtiyaçlar bu sektörlerde
artacaktır. Tarım sektöründe, kullanma miktarı artmakla ve
oranı düşürerek ihtiyaçları karşılayacak, ileriye dönük
kentsel kullanımını ve endüstriyel kullanım ihtiyaçlarını
karşılayacak bir perspektifi de yaratmak durumundayız.
|
|
Bu
daha önce de verildi; Türkiye su zengini bir ülke değildir. Su
bakımından ileride, şimdikinden daha güç bir durumunda
kalacaktır. Genel Müdürümüzün ifade ettiği gibi, su
stresine girmeye aday bir ülkedir. Onun için, suyumuzu iyi
kullanacak her türlü tedbiri alma konumundayız.
|
|
Devlet
Su İşleri 26 havzada hidrolik potansiyelimizin belirlemesi, bu
kaynakların dağıtılması, proje formülasyonu ve kaynakların
değerlendirilmesiyle ilgili her türlü çalışmayı yapan
kuruluşlarımızdan birisidir.
|
|
Daha
evvel bu da verildi ama, bu, örnek olarak vurgulamakta fayda olan
bir veri; hem ülke dağılımı olarak, hem de yıllık dağılımlar
olarak çok büyük değişim gösteren bir hidrolik yapımız
var. Yani, bu verilen rakam birçok yerde vardır. 7 milyarla 34
milyar arasında yıllık değişim farklılığı göstermekle
beraber, bu eğride bir önemli hususa daha dikkatinizi çekmek
isterim. Bazı yıllar yükseklerde seyreden akım değerleri, bazı
uzun yıllarda art arda daha düşük akım değerlerinde
seyretmektedir. Bu, Türkiye’de bu nedenle, baraj yapımı, tarım,
enerji ve taşkın koruma için gereklidir. Yani bu, baraj yapımına
karşı yahut büyük baraj yapımına karşı Türkiye’de gelişen
veya geliştirilmeye çalışılan akımların çok sağlıklı
olmadığının, eğer biz suyu biriktirmezsek, toplumun ihtiyaçlarını
karşılayamayacağımızın bir altını çizmeyi gerek duydum.
|
|
Hidroelektrik
potansiyele gelince, hidroelektrik potansiyelimiz, bu söylendi,
433 milyar kilovat/saat bir hidroelektrik potansiyelimiz var
teorik olarak brüt. Bunun teknik olarak 216 milyar
kilovat/saatinin kullanılabilir olduğu, teknik ve ekonomik
olarak da 126 milyar kilovat/saatinin kullanılabilir olduğu
bundan evvelki çalışmalar, Devlet Su İşleri çalışmaları
tarafından ortaya çıkarılmıştı.
|
|
Devlet
Su İşleri yeni çalışmalarıyla ilave “HES” potansiyeli
bulunabilir mi? Vardır da, bunlar üzerinde çalışmayı yoğunlaştırdığında,
ilave olarak 57 milyar kilovat/saat teknik olarak ilave edilebilir
potansiyel olduğunu, bunun 37 milyar kilovat/saatinin de ekonomik
olarak değerlendirilebilme imkânı olduğunu çalışmaları
sonunda değerlendirmiştir. Bu durumda, daha evvel 126 olarak
beyan edilen değer, bu çalışmalar netleştikten sonra 163
milyar kilovat/saat olarak değerlendirilebilecektir.
|
|
Bu
çalışmalarda, daha evvel verilen, yeşil enerjiye teşvik unsuru göz önüne
alınmadan, normal ekonomik kriterlere göre yapılan değerlendirmedir. Yüzde
5’le 10 civarında da yeşil enerjiye verilen destek, çeşitli yönlerden,
vergi veya finansal destek de göze alınırsa, bunun yüzde 5’le yüzde 10
arasında artabilip, 180 civarına yükseltilebileceği de çalışmalar sonunda
ulaşılabilecek bir değer olarak görülmektedir.
|
|
Bu
de, mânidar, daha evvel söylenenlerin teknik olarak görünümü,
Türkiye’de 26 tane nehir havzası vardır. Bu nehir havzasından
ilk 7-8’i, daha evvel de vurgulandığı gibi, Sayın Süleyman
Demirel tarafından vurgulandığı gibi, Fırat başta olmak üzere
bazı ana nehirlerimizde çok büyük bir potansiyeli vardır. Ve
zaten öncelikle bu potansiyelin değerlendirilmesi ve de bunlar
değerlendirildikçe de daha az kolay diyelim, santrallerin değerlendirilmesi
yoluna gitme çalışmaları sürdürülmüştür.
|
|
Türkiye’nin
elektrik enerjisi kaynakları, biraz evvel verdiğimiz gibi, 126
milyar kilovat/saat hidrolik, 105 milyar kilovat/saat linyit ve 16
milyar taş kömür olmak üzere 247 milyar kilovattır. Bunun da
dünyada yüzde 1, Avrupa’da yüzde 16 oranında olduğu daha
evvelki şeylerde verilmişti.
|
|
Bu
genel değerlendirmeyi yaptıktan sonra, hakikaten bir, Sayın Süleyman
Demirel’in çok geçmişiyle ve de daha detaylı olarak verdiği
çalışma, enerjinin Türkiye’de sağlanması için yapılan mücadele
önemli bir nokta; 1950 yılında üç barajla biz çalışmaya başladık
devlet olarak. 2002 yılında 203 baraj ve 129 HES işletmede 96
baraj ve 33 HES inşa halindedir. Bu, Türkiye’nin nereden
nereye geldiğini, fakat, biraz evvel söylendi, daha yapacaklarının
da ne kadar gerisinde olduğunun bir ifadesidir.
|
|
Bunların
yıllara göre dağılımı, hidroelektrik santrallerin ve
barajların, bu grafikte verilmektedir.
|
|
Bir
sonraki grafikte ise, bu barajların Devlet Su İşleri tarafından
ve diğer sektörler tarafından gerçekleştirilme sayılarını
ve bunların ürettiği enerjiyi görüyoruz.
|
|
Bu
barajların amaçlarına göre dağılımını da bir sonraki
tabloda görülmekte. Detayına girmiyorum. Taşkın koruma, içme
suyu, enerji ve bunların kombinasyonu olarak bu barajlar dağılmaktadır.
|
|
Devlet
Su İşlerinin yaptığı barajlara ilaveten YİD kapsamındaki
HES’ler; bunlar sayı olarak çeşitli, işletmede inşa hâlinde,
sözleşmesi imzalanan olmak üzere toplam 40 tane yap-işlet-devret
kapsamındaki projelerle 2554 megavatlık bir kurulu güce ulaşmayı
ve de 9 milyar kilovat/saat enerji üretmeyi planlıyoruz.
|
|
Bunların
yıllara göre dağılımı, hidroelektrik santrallerin ve
barajların, bu grafikte verilmektedir.
|
|
Bir
sonraki grafikte ise, bu barajların Devlet Su İşleri tarafından
ve diğer sektörler tarafından gerçekleştirilme sayılarını
ve bunların ürettiği enerjiyi görüyoruz.
|
|
Bu
barajların amaçlarına göre dağılımını da bir sonraki
tabloda görülmekte. Detayına girmiyorum. Taşkın koruma, içme
suyu, enerji ve bunların kombinasyonu olarak bu barajlar dağılmaktadır.
|
|
Devlet
Su İşlerinin yaptığı barajlara ilaveten YİD kapsamındaki
HES’ler; bunlar sayı olarak çeşitli, işletmede inşa hâlinde,
sözleşmesi imzalanan olmak üzere toplam 40 tane yap-işlet-devret
kapsamındaki projelerle 2554 megavatlık bir kurulu güce ulaşmayı
ve de 9 milyar kilovat/saat enerji üretmeyi planlıyoruz.
|
|
Otoprodüktör
HES’ler:
|
|
Otoprodüktör
HES’lerin sayısı, çeşitli inşaat ve anlaşma seviyesinde
olmak üzere 68 adettir. Bunların kurulu gücü 1060’tır. 1
milyar 220 kilovat/saatlik de bir elektrik üretimi bunlardan
beklenmektedir.
|
|
Yüzde
100 dış kredili hükümetler arası iki ilişkiler, ilişki işbirliği
kapsamındaki HES’ler; bu HES’lerle, rakamların sonunda görüldüğü
gibi, 7719 megavatlık bir kapasite üretilmesi ve 25 milyar
kilovat/saatlik de bir üretim hedeflenmektedir. Bunlar, üretimde
hakikaten bu tip şeyler, otoprodüktörler sayı olarak olmakla
beraber üretim kapasitesi olarak da bunlar büyük katkı
yaratacak projelerdir. Ve bu projelerin Türkiye içindeki dağılımı
da verilmiştir. Daha çok büyük havzalarımız da, büyük
elektrik potansiyeli olan havzalarımız da gelişmektedir.
|
|
Hidrolik
enerji potansiyelinin proje aşamalarına göre değerlendirilmesi:
|
|
Bu
sabahtan beri Sayın Genel Müdür ve Sayın Süleyman Demirel
tarafından vurgulanan önemli bir olay, fakat üzerinde bunun
defalarca vurgulamamız gereken bir olay.
|
|
Henüz,
daha evvel tespitimiz, 126 rakamına göre, biz yüzde 34’lük
bir işletme seviyesinde, yüzde 9’luk da bir inşaat seviyesine
ulaşmışız. Daha Türkiye’de yapılması gereken, önümüzde,
yaptıklarımızdan daha çok iş bulunmaktadır.
|
|
Biz
şu anda, tespit ettiğimiz, kesin tespit ettiğimiz potansiyelin
ancak, 34 artı 43’ünü gerçekleştirme aşamasındayız.
Bundan sonrakini gerçekleştirmek için devlete ve özel sektöre
ve de bütün Türkiye’nin, bu sektörlere imkân yaratacak
kaynaklarına ihtiyaç bulunmaktadır.
|
|
Hidroelektrik
gücün gelişimi:
|
|
Hidroelektrik
işletmede olan Devlet Su İşleri, diğer YİD ve otoprodüktörler
vasıtasıyla, yüzde 35’ini, biraz evvel rakamda verdiğim
gibi, tabloda değerleri görülüyor, karşılanıyor, inşaatıyla
beraber yüzde 43’ünü gerçekleştirmişiz. İkili işbirliği
anlaşmalarıyla yapılan şeyler gerçekleşir ise, bu da yüzde
65 seviyesine ulaşacaktır. Bunun sonrasındaki diğer çalışmalarla
da, geri kalan hidroelektrik santrallerimizi geliştirmek önümüzde
bir ödev olarak bulunmaktadır.
|
|
Hidroelektrik
santrallerin bu potansiyel durumunu bir kere daha burada verdik.
|
|
Devlet
Su İşleri 9912 megavat 48 HES’le üretirken, diğer elektrik
üreten hidroelektrik üreticiler 2265 megavatlık 81 HES’le üretim
yapmaktadır.
|
|
Kurulu
kapasite ve yıllık enerji üretimleri:
|
|
Hidrolik
enerji 12.177 megavat, hidrolik enerji de 41.030 megavat/saatlik
bir yıllık üretim vardır. Ve bunun diğer termik ve de
jeotermale göre dağılımları bu grafikte verilmiştir.
|
|
Kurulu
güç gelişimi de, termik hidrolik ve bunların ikisinin toplamı
olarak burada verilmektedir. Devamlı olarak birbirine paralel
olarak bu üç sektörde de bu elektrik üretim kapasitesi
artmaktadır.
|
|
Bu
önemli bir parametre olduğu için bir kere daha ben vurgulamak
istedim.
|
|
Hidroelektrik
enerjiyi geliştirmede gelişmiş ülkeler, ekonomik
potansiyelinin yapılabilir olmanın üzerinde teknik yapılabilirliğin
üst sınırlarına kadar bütün hidroelektrik potansiyellerini
geliştirmişlerdir, hem de bunu petrolün 3 sent olduğu dönemlerde
geliştirmişlerdir. Yalnız hidroelektrik santral bakımından değil,
hidrolik santral bakamından da, hidrolik santrallerin mutlaka yapılmasının
önemini burada hepimiz biliyoruz, fakat santrallerin, bir de
barajların da bunun dışında yan faydaları vardır, ki bu yan
faydalar bugün çok gündeme getirilmiyor. Biraz çalışmalarımızı
hidroelektrik santrallere yönlendirdik. Öyle olmasına rağmen,
Amerika’da yüzde 86’sı, Japonya’da yüzde 78’i, Norveç’te
68’i, Kanada’da 56’sı geliştirilirken, Türkiye’de henüz
yüzde 20’sini geliştirmiş durumdayız. Ekonomik
potansiyelimizi değerlendirdikten sonra, yapılabilir
potansiyeli, teknik potansiyelimizi de, biraz evvel söylediğim,
yeni yaklaşımlara göre, yeşil enerji yaklaşımına göre ve
yeni bulunan kaynaklara göre artırarak teknik olarak yapılabilirliğin
en azından yüzde 55-60’ına, 60-65’ine gelecek bir orana da
Türkiye’de gelmek gerektiği değerlendirilmektedir.
|
|
HES
projelerinin planlanan ve gerçek üretimlerini burada veriyorum.
Bu, daha evvel başka bir şekliyle verildi grafik ama, burada bir
kere daha üzerini vurgulamak lâzım.
|
|
Son
yıllarda hidroelektrik santrallerin kuraklığa duyarlı olduğu
yeterli elektrik üretmekteki zaafa düştüğü şeklinde genel
bir kanı yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Son 10 yıldır,
ki aralıklarla aldık, ortalamada, bunun böyle olmadığını bu
grafikle göreceğiz.
|
|
Mavi
olanlar, planlanan, yani maksimum güçlerini vermektedir; kırmızı
olanlar da, bunların güvenilir potansiyellerini vermektedir.
|
|
Her
zaman, uzun yıllardır görülüyor, son 2000 yılı hariç, her
zaman güvenilir enerjiden daha fazla enerjiyi hidroelektrik
santraller üretmişlerdir.
|
|
2000
yılında bunda bir miktar düşüklük olmuştur. 2001 yılında
da daha değişik bir tablo vardır: Onda da düşüklük vardır
ama, bu hidroelektrik santrallerin genel yapımından gelen zaaf
değil, elektrik üretiminde ülke şartlarının empoze ettiği
barajların kullanımında gerçek amaçlarından farklı bir değerlendirme,
işletme çalışmasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Yoksa, hidroelektrik santraller her zaman, ki öyle dizayn edilmişlerdir,
güvenilir enerjiyi fazlasıyla sağlayarak, kendilerinden
beklenen görevi yapmışlardır. Bu şekildeki bir eleştiri,
hidroelektrik santrallerin bundan sonraki yapımlarını
engelleyecek bir eleştiri olduğu için cevaplanılması gereği
duyulmuştur.
|
|
Kurulu
gücü 500 megavattan büyük hidroelektrik santrallerimizin bir
kurulu güçlerine göre sıralamasını yaptık. Burada, bunu şunun
için verdim, bunların birçoğunu buradaki dinleyiciler
bilmesine rağmen: Ilısu barajı kapasite olarak dördüncü sırada
olan bir barajımızdır. Bu hidrolik enerji üretme kapasitesi
bakımından gerekli olduğu kadar, diğer ülke gerçekleri ve
suyu değerlendirme açısından çok önemli bir barajımızdır.
Bu barajın yapılmasının öneminin altını bir kere daha çizmek
için bu grafiği bilginize sundum.
|
|
Bir
de, büyük barajların üretim kapasitelerini burada vermek
istedim.
|
|
500
megavattan büyük barajlar 7270 megavatlık bir kurulu güce
sahiptir, 26 milyar kilovat/saatlik de bir elektrik üretimi
kapasitesine sahiptir. Bu da, bunlar Türkiye üretiminin hem
kurulu güç olarak, hem de yıllık üretimin ufak değişikliklerle
yüzde 60’ını karşılamaktadır.
|
|
Büyük
barajların yapılmasının, öncelikle yapılmasının önemi, bu
üretimdeki karşılama oranlarıyla ortaya çıkmaktadır. Bu
demek değildir ki, diğer barajlar yapılmasın. Biraz evvelki
rakamlardan görüldü; hem sayı olarak, hem de potansiyel olarak
yapılması gereken çok sayıda hidroelektrik santral vardır ve
bunları yapacak olan bütün sektörlere, gerek kamu, gerek özel
sektöre veya bunların işbirliğine açık olan bir alan. Hâlâ
çok geniş bir çalışma alanı olarak önümüzde bulunmaktadır.
|
|
Keban,
Karakaya ve Atatürk barajlarının elektrik üretimleri yapıldığı
yıllardan beri ve de bunların gerek toplam, gerek yıllara göre
5 sentten ve 8 sentten satış fiyatlarına göre kendilerini geri
ödemi süreleri dört yılla yedi yıl arasında değişmektedir.
Yani, bu tip hidroelektrik santraller kendilerini dörtle yedi yıl
içinde amorti etmektedirler.
|
|
Uzun
dönemde enerji planlaması:
|
|
Türkiye’de,
burada 2002’yle 2020 arasında hidrolikle termik arasındaki
oranın değişmesinde öngörülen planı, ki bu projelerimizin
gerçekleşmesiyle, daha evvel eksikliğini, yapımının önümüzde
durduğu projenin gerçekleşmesi, varılacak bir hedeftir.
|
|
Burada
görülüyor ki, hidrolik enerji, yine bir büyük oran olarak
enerji ihtiyacını karşılamaya devam edecektir. Ama, hidrolik
enerjinin bir, biraz evvel yine bahsedildi, ülkelerin yeşil
enerji üretme kapasitelerinin belirli bir seviyede tutulması
gereğini, bu hedefi gerçekleştirmekle ancak sağlayabiliriz. İhtiyacımız
için de belirli bir yeşil enerjiyi ancak hidrolik enerji yatırımlarının
belirli seviyeye gelmesiyle 28 seviyesine ulaştırabiliriz. Bu
oran ayrıca, yerli kaynak kullanan, yani su gibi dışa bağımlı
olmayan bir kaynak kullanan ve de yapısı gereği enerjinin
“Firm” ve “Peak” ihtiyaçlarını, Peak/saat ihtiyaçlarını
karşılayabilen bir santral olması, yapı bakımından santral
olması, bu oranda bir hidrolik kapasitenin de Türkiye’de var
edilmesinin gerektiğini göstermektedir. Diğer baz santral
niteliğindeki santrallerle bütün elektrik ihtiyacını,
hidroelektrik santralleri geliştirmek, çözme iddiasında olur
isek, gereksiz kapasite ve ekonomik olmayan kapasite kullanımı
ortaya çıkacaktır.
|
|
OTURUM
BAŞKANI- Hikmet Bey, öteki arkadaşları da dikkate alarak
biraz özetleyerek gidebilirsek.
|
|
HİKMET
ÖZGÖBEK- Peki efendim.
|
|
Uzun
dönem enerji planlamasına göre 2020 yılında 33 bin megavata
çıkarılması gerekmektedir. Bunun için yılda 1000 megavat güce
ve 1.5 milyar Amerikan Dolarına yatırıma ihtiyaç vardır. Bu
ihtiyaç daha da evvel vurgulanmıştır. Bu ihtiyacın karşılanması
çeşitli kaynakları motive ederek mutlaka yapılmalıdır.
|
|
Bir
de, bunları tekrar etmek istemiyorum, daha evvel verildi, yani Türkiye’deki
hidroelektrik santraller, kendine yapılan harcamayı bir misli
fazlasıyla, 14 milyar harcamayı 24 milyar dolarlık bir
harcamayla gelir sağlamıştır ve bundan sonraki ömürlerinde
de bunlar Türkiye’ye katkı koymaya devam edeceklerdir.
|
|
Bir
de, hidroelektrik santrallerin çevreci olma özelliklerini gözden
kaçırmamak lâzım. Ve de, daha evvel Sayın Genel Müdürüm Mümtaz
Turfan’ın verdiği dışsal maliyetleri bakımından
santrallerin çevreye en az zarar veren veya çevre maliyetlerinin
en düşük olduğu bir proje olduğunu bir kere daha vurgulamak
istiyorum.
|
|
Avrupa
Topluluğuna girme sürecinde çevresel maliyeti düşük olan
projelerin talebinin artacağı ve bu çerçevede daha çok bu
projelere talep olacağının ortaya çıktığını bir kere daha
vurgulamak istiyorum.
|
|
Özetlersek,
yapılacak çok işimiz var ve bunları yapmak için bütün Türkiye’nin
aktif potansiyelini harekete geçirmek lâzım. Bir Atatürk barajı
ve HES de bunun, daha evvel ortaya çıkardığımızın bir örneğidir.
Bundan sonraki projelerimizde Atatürk barajını ve diğer
barajları gerçekleştirdiğimiz anlayış ve heyecanla gerçekleşeceğine
inanıyorum.
|
|
Hepinize
saygılar sunarım.
|
|
OTURUM
BAŞKANI- Efendim, Hikmet Beye yaptığı detaylı konuşma için
çok teşekkür ederiz.
|
|
Bu
arada, Sempozyumumuzu kutlayan iki telgraf gelmiştir; bunları
takdim ediyorum.
|
|
“Düzenlemiş
olduğunuz Sempozyuma, Ankara dışında bulunmam nedeniyle katılamayacağımı
bildirir, nazik davetiniz için teşekkür eder, sizlere ve tüm
davetlilere selâm ve sevgilerimi sunarım.
|
|
Zeki
Çakan
|
|
Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanı”
|
|
İkinci
telgraf Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Sayın Rıfat
Hisarcıklıoğlu’ndan.
|
|
“Türkiye’nin
Hidroelektrik Potansiyeli Sorunlarını ve Çözüm Tartışmaları
Sempozyumuna davetiniz için teşekkür ederim. Sempozyumun olumlu
ve başarılı geçmesini diler, katılanlara ve katılımcılara,
katılımcı üyelere sevgilerimi, saygılarımı sunarım”.
|
|
Şimdi
Türkiye’nin hidroelektrik potansiyelinin değerlendirilmesinin
hukukî sorunları ile yasa ve yönetmelikler açısından karşılaşılan
sorunları bir bildiri olarak sunacak olan Çakmak Ortak Avukatlık
Bürosu kurucu ortağı Sayın Mesut Çakmak’ı bildirisini
sunmak üzere davet ediyorum.
|
|
|
|
MESUT
ÇAKMAK- Efendim, ben öncelikle, bu organizasyonu düzenleyen
Devlet Su İşlerine ve HESİAD’a çok teşekkür etmek
istiyorum, siz sayın misafirlere de, sabır gösterip bu kadar
beklediğiniz için.
|
|
Öğlenin
çok zor bir saatine geldiğinin farkındayım, o nedenle çok kısa
kesmeye çalışacağım.
|
|
Ayağa
kalktım, onun için özür diliyorum sizden, buradan göremiyorum
ben ekranı. Yoksa, şarkı söylemek gibi bir niyetim yok.
|
|
Şimdi,
öncelikle konumla ilgili bir-iki kelime söylemek istiyorum.
|
|
Genellikle
biliyorsunuz avukatlar bir işin içerisine girdiği zaman sorun
ve çözümsüzlük bekleme alışkanlığı var bizim kültürümüzün.
Bunun çok derin sebepleri var. Ama bugünkü konumuz değil. Bana
da bunun yansıması olarak sorunlara ilişkin bir bölüm
verildi. Çözüm önerilerini söyleme demediler tabii, tam
aksine, çözüm önerin varsa onu da söyle dediler. O anlamda
ben çok kısa bir ana fikir etrafında topladım konuşmamı ve
bir miktar da azalttım çok uzayınca.
|
|
Şimdi,
yasa, yönetmeliklerle ilgili hukukî sorunlar dendiğinde benim
ilk reaksiyonum şu oluyor: Bir kere, bence sorun yok. Şöyle
sorun yok: Devlet Su İşlerinin ağırlıkla yatırımları yürüttüğü,
devletin kaynak ayırarak yürüttüğü bir alan hidroelektrik
santral yapımı ve işletilmesi alanı. Bu alana özel yatırımcıların
sokulması gayreti 1980’i yılların başlarında ilk defa görülüyor.
O dönemden bu döneme gelindiğinde, Devlet Su İşlerinin gerçekten
rolünü değiştirici anlamda çok fazla yasal bir değişiklik,
önlem olmadı bu ülkede. Yani, biliyorsunuz çok zor yatırımlar
bunlar, çok zor şartlarda yapılıyor. Öncelikle devletin
tekelinde uzun süre kalmasının, devletin bu konuya sahip çıkmak
zorunda olmasının sebeplerinden bir tanesi de bu.
|
|
Şimdi,
özel yasal düzenlemeler olmayınca uygulaması da olmuyor. Uygulaması olmayınca
sorun da olmuyor. Yani, ortada bence hukukî sorun yok çok fazla. Şimdi, bakalım
ne var elimizde?
|
|
1984’ten
başlarsak, aşağı yukarı 20 yıldır bu alanı hem özel sektör,
hem de devlet için bir faaliyet alanı hâline dönüştürmeye
çalışmışız. Ne var elimizde? 4628 Sayılı Yasada 5’inci
madde, Enerji Piyasası Kurumuna bir yetki veriyor, bir görev
eriyor, bu konuda önlem al, geliştir diye. Anlamı çok büyük.
Ama, içi büyük ölçüde boş bir madde. Sonra bakıyorsunuz,
daha önceden beri gelen, belki de anlamlı tek hükmü içeren
bir yönetmelik maddemiz var; 3096 Sayılı Yasaya göre, otoprodüktörlere
ilişkin olarak çıkarılmış bir küçük düzenleme bazında
bu. Orada da daha çok otoprodüktör santrallerin özelinde bir düzenleme
var. Çok somuta inersek, işte iletim hattı kiraları konusunda
özel bir uygulama yapılıyor yenilenebilir kaynaklara.
|
|
Şimdi,
elimizde olanların hepsi bu. Şimdi, bu kadar hukukî düzenlemenin
sorunu olmaz. Bir kere, meselenin özü bu. Bu alanda çok daha
fazla hukukî düzenleme ihtiyacı var. Sebeplerine geleceğim.
|
|
Şimdi,
uygulamada olduğu kadar durumla ilgili birkaç şeyi söylemek
istedim.
|
|
Burayı
çok kısa geçmek istiyorum.
|
|
Şimdi
ne yapıyorduk biz bu ana kadar? İşte Devlet Su İşleri ile
ilgili olarak Sayın Cumhurbaşkanı ve diğer konuşmacılar çok
detaylı bir şekilde anlattılar.
|
|
Gerçekten
Devlet Su İşleri bu alanda çok önemli katkıları olmuş.
Belki hâlen de büyük ölçüde aynı rolü devam eden bir
kuruluş.
|
|
İşte
ben sadece diğer devletlerle ikili protokollerden bahsettim
burada. Çünkü, dışarıya yansıyan ve benim sorun olarak
ifade edebileceğim bir konu var orada. Aslında Devlet Su İşlerinin
yürütmekte olduğu bütün anahtar teslimi projelere ilişkin de
bu söylenebilir. Çünkü bunlar genel nitelikleri itibarıyla
hepsi aynı şeyler; yerli kaynak olsun ya da yabancı kaynak
olsun, hepsi bir finansman sorunu etrafında dönüyor.
Geliyorsunuz, bakıyorsunuz, orada da karşımıza, orada bile karşımıza,
devletin bunlara bazen garanti verme sorunu çıkıyor. Yani
devlet, kendisi, kendi adına yaptığı işte bile, bu devletin
malıdır, Devlet Su İşleri devletin kurumu, finansman temin
edilmiş, işte ikili devlet protokolleri yapmışız birçok
devlette, şemada gösterildi Türkiye haritasında. En son
uygulamaya gelmişiz, Hazine garantileri bir türlü çıkmıyor
veyahut da başka ona benzer birtakım bürokratik engeller. Yani,
çok büyük bir çelişki var. Şimdi sorun olarak benim söyleyebileceğim
konu bu, bu alanda. Çözümü siz düşünün. Ben dönüp dolaşıp
hep şunu söylüyorum: Siyasî irade, bürokratik destek eksikliği
her hâlde var.
|
|
3096
yasa kapsamında yapılanlar hususunda çok fazla bir şey söylemiyorum.
Malûm, yap-işlet-devret hikâyesini hepiniz biliyorsunuz. Çok
az örnek verebildi özellikle hidroelektrik santral konusunda bu
model.
|
|
Daha
önceki konuşmacılar dolaylı ve doğrudan bir şekilde modeli
suçladılar; “başarısız oldu bu model dediler. Ben diyorum
ki, model başarısız olmaz. Yani, modeli uygulayanlar başarısız
olmuştur, yani biz başarısız olduk. Orada da hiçbir zaman payı
tek başına devlete ya da devletin bu işle ilgili görevlendirdiği
kişilere yahut da onların karşısındaki özel kişilere yüklemeyelim;
o hepimizin sorunu. Başarısız olduk biz; model olmadı. Çünkü,
bu model dünyanın başka yerlerinde başarılı oldu, yani bunun
örnekleri var.
|
|
Detaylarına
girmeyeceğim.
|
|
4628
Sayılı Kanun ne getiriyor hususunda birkaç şey söyleyecektim ama, onu da çok
özetle geçeceğim. Özeti şu: Orada ikinci noktada yazılan gibi, bir düzenleme
henüz yapılmadığı için, o 5’inci maddenin çok genel ve önemli ifadeler
içeren, ama içi boş 5’inci maddenin ne şekilde doldurulacağı hususunu
bilmiyoruz. O maddenin çok ilginç bir özelliği var. Takdiri tamamen Enerji
Piyasası Kuruluna bırakmış. Yani, bu konuda yetki de vermiş, görev de
vermiş. Bunun nasıl algılanıp, nasıl uygulanacağı konusu çok önemli. O
nedenle ben biraz küçük de bir eleştiri yapacağım.
|
|
Yani,
burada Kuruldan bir hayli katılım umardım ben; onu pek göremedim.
Bana göre en önemli konulardan bir tanesi oydu; onlar ne
yapacaklar? Çünkü, şu anda yetki onların ellerinde.
|
|
Otoprodüktör
uygulamasına falan çok girmeyeceğim. En sonunda Devlet Su İşlerine
ve “Türkiye “...”a çok rol düşüyor dedim.
|
|
Şu
anki durum itibarıyla şunu söylüyorum ben: Bugünkü mevzuat,
bugünkü imkânlar, bugünkü teşvikler, bugünkü işte devlet
destekleri dikkate alındığında, benim çıkardığım sonuç
şu: Bugün Türkiye’de yapılabilecek hidroelektrik santral
projelerinin önemli bir kısmı hâlâ DSİ’nin üretim şirketiyle,
devlet desteği alarak yapabileceği işler gibi görünüyor.
Yani, bugün durum, işte Sayın Cumhurbaşkanının 1950’ye ilişkin
anlattığından hukukî olarak çok farklı değil, fiilen de
farklı değil. Yani, özel sektör ne fiilen, ne de hukuku altyapı
olarak bu işin içerisine çok çekilememiştir. Hâlen bu işle
büyük ölçüde Devlet Su İşlerinin liderliğine ihtiyaç vardır.
Bunu, belki Enerji Piyasası Kurulu, alacağı bazı önlemleri değiştirebilir.
Bunu göreceğiz. Ama, ilk duyumlarımız, ilk yönetmeliklere bakıldığında,
yenilebilir kaynaklara genelde hiç dokunulmadığı görülüyor.
Bu konunun ihmal edilmeye başlanıldığı izlenimini ben edinmiş
durumdayım. Umarım yanılıyorumdur.
|
|
Şimdi,
Avrupa’da neler oluyor konusunu biraz anlatmak istemiştim, çok
kısa geçeceğim. Büyük ölçüde, ben konuşmamı daha önce
bir miktar azalttım, sayfaları, büyük ölçüde olan
sayfalarda ne olduğu yazılıyor. Onu okuyabildiğinizi umuyorum.
|
|
Bu,
Avrupa’ya baktığınız zaman, ben bireysel olarak ülke bazında
ve Avrupa Topluluğu bazında baktığım zaman, stajyer bir
arkadaşımın çok değerli katkılarıyla bir miktar bilgi
toparladık. Şimdi şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Adamlar
hem ülke bazında, hem de Avrupa Topluluğu genel olarak bu
konuya çok büyük önem addetmiş eski tarihlerden beri.
|
|
Yenilenebilir
kaynak özellikle hidroelektrik kaynak olarak Avrupa Birliği’nin
genelinin imkanlarının çok kısıtlı olmasına rağmen, yani
çok az ülke var biliyorsunuz Avrupa’da bu konularda şanslı
olan ülke, Avusturya falan gibi, şimdi İngiltere’de, örnek
verilirse, işte belli ölçülerde yenilenebilir kaynak kullanma
zorunluluğu getirmiş üreticilere, tedarikçilere. Bunu yapmadıkları
takdirde birtakım müeyyideler getirmiş. İşte bu tür enerji
üreticilerinden bir rüsum benzeri bir para alınıp, lisans ücretleri
üzerinden fonlar oluşturulmuş. Finansman desteği veriliyor.
Yani, bu işlerin özel bir desteğe ihtiyaç gösterdiği dünyanın
her yerinde kabul edilmiş.
|
|
Şimdi,
Almanya’da durum farklı değil. Orada da aşağı yukarı aynı
şey var. Orada, birazcık daha böyle yorum yapılmış Almanya
özelinde. Almanya’nın biliyorsunuz çok fosil bazlı bir üretimi
olduğu için belki orada biraz daha fazla önem görmüş bu
konu. Rekabet gücünü artırmak, yani iki şey amaçlamış
adamlar; yatırımın yapılmasını sağlamak, yenilenebilir
kaynaklar üzerine kurulu bir biçimde ve bu yapılan projenin de,
santralın da daha sonra rekabet kabiliyetini geliştirmek için
önlemler almış. İşte asgarî fiyatlar belirlenmiş.
|
|
İtalya’da
durum yine benzeri bir şekilde.
|
|
Avrupa’nın birçok ülkesinde olduğu gibi
onlarda da öncelikle elektrik üreticilerine belirli miktarlarda enerjiyi
yenilenebilir kaynaklardan üretme zorunluluğu getirilmiş.
|
|
Şimdi,
Avrupa Birliği’ne bakıyoruz. Avrupa
Birliği’yle ilgili çok fazla bir şey söylemeyeceğim; çünkü Avrupa
Birliği bizim çok odak noktamızda olduğu için, bu gün sabah da ifade
edildi, Avrupa Birliği bu konuda bir program yapmış. Bunu uygulamaya koymuş.
Henüz genel bir uygulama, yasal bir zorunluluk olarak tam anlamıyla belki
uygulamaya koymamış, ama bunu çok dikkatle takip ediyor ve 2005 sanıyorum,
tam hatırlayamıyorum, yanılabilirim, kesin uygulamaya geçilecek tarih olarak
da 2005’i belirlemiş. Yani, 2005’te birtakım özel yöntemler uygulamaya
başlayacak.
|
|
“Kyoto” protokolüne bakıyorsunuz, protokolün
içerisinde, katılımcı devletlerin hemen tamamı bu konularda taahhütlerde
bulunmuştur. Avrupa Birliği bunu doğrudan uygulamaya almış; Türkiye taraf
değil. Olacağını umuyoruz.
|
|
Şimdi, benim konuşmamın son kısmı burası.
|
|
Sonuç: Dediğim gibi, çok fazla hukukî sorun
olmadığı için, yani genel bir enerji politikası sorunu var bence enerji,
hidroelektrik kaynaklar söz konusu olduğunda. Sonuç da, bu kadar düşündükten
sonra benim aklıma dört-beş tane mevzu geldi böyle sonuç olarak takdim
edilebilecek nitelikte: Bunlardan bir tanesi, bakıyorsunuz, bizim hedeflediğimiz,
rüyalarımızda gördüğümüz Avrupa Birliği, yenilenebilir kaynaklara
verilen teşviklerin rekabeti bozucu bir unsur olarak değerlendirmiyorum. Bunu
kanunlarına yazmış adamlar. Tam tersine rekabeti sağlayıcı bir unsur
olarak değerlendiriyor. Çünkü, tek başına bırakırsanız, bu kaynaklara
yatırım yapmıyor kimse ve kaynak çeşitliliği sağlanamıyor. Diğer
kaynaklar, başlangıçta kuruluş yatırımları çok düşük, ama sonra işletme
yatırımları yüksek olduğu için, enerji fiyatlarının da yükselmesine
neden oluyorlar, eğer bir ülkede ağırlıkla fosil bazlı enerji üretilirse.
Şimdi bunu görmüş ve bunu tespit etmiş. Bunu bir yasa hükmüne benzer bir
şekilde yayınlamış.
|
|
İkinci konu, bunu söylemeye lüzum yok; herkes
burada söyledi. Bizim zaten ihtiyacımız var. Yani, millî nedenlerle,
stratejik nedenlerle, ekonomik nedenlerle zaten ihtiyacımız var bu kaynakları
kullanmaya.
|
|
Üçüncü konu, benim başta sorun yok dediğimi
bağladığım nokta. Diyorum ki, bizde olan şey, eksik olan şey şu: Özel
yasal düzenlemeye ihtiyaç var, özel teşviklere ihtiyaç var bu alan için.
Bunlar yok bizde. Ve bunların yapılması konusunda bir, Sayın Cumhurbaşkanıyla
o noktada müşterek bir kelime kullanacağım, ben çok bir iştah görmedim şu
ana kadar, yani bu tür yöntemlerin uygulanması açısından. Ama,
yenilenebilir kaynaklarımız var. Bu konularda çok spekülatif yorumlar yapılıyor.
Ama, benim anlayabildiğim kadarıyla, elimizde hâlen atıl durumda olan ciddî
miktarda bir kapasite var. Ve bazıları, bir ay önce bir başka konferansta bu
gün verilen rakamların bile, bugünün teknolojik imkanlarıyla yeniden değerlendirilmemiş
olduğu için, aslında var olan kapasitenin resmî rakamlara yansıyandan da
fazla olduğu iddia edildi. Bunu birisi bilimsel olarak da ortaya koydu.
|
|
Şimdi, demek ki, kaynağımız var.
|
|
Son sözüm şu: Sorunumuz uygulamaya ilişkin bile
değil. Yani, henüz yanlış bile yapmamışız bu alanda. Devlet Su İşleri
birtakım doğrular yapmış; yanlış bile yapmamışız. Yani, yanlış yapmış
olsak, yanlışı konuşurduk, bizi bir yere götürürdü. Çok başındayız
demek ki.
|
|
Umarım çok olumsuz bir görüntü sergilemedim.
|
|
Hepinize tekrar çok teşekkür ediyorum.
|
|
OTURUM BAŞKANI- Mesut Beye yaptığı konuşma
için çok teşekkür ediyoruz.
|
|
Şimdi, Türkiye’nin hidroelektrik potansiyelinin
“EİE”nin rolü açısından değerlendirmesi konusundaki bildirisini sunmak
üzere Sayın Yıldırım Varlık’ı davet ediyorum.
|
|
YILDIRIM VARLIK- Sayın Başkan, değerli
katılımcılar; hepinize saygılar sunuyorum.
|
|
Ülkemizin hidroelektrik enerji potansiyelinin değerlendirilmesinde
EİE’nin rolü adlı bildirimizi sizlere üç bölümde sunmaya çalışacağız.
|
|
Öncelikle EİE’yi kısa olarak tanıttıktan
sonra, hidroelektrik potansiyelimiz hakkında özet bir bilgi sunup, daha sonra
da hidroelektrik potansiyelimizin geliştirilmesinde EİE’nin rolünden
bahsedeceğiz.
|
|
Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü
ya da kısa adıyla EİE, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün
direktifleriyle 1935 yılında 2919 Sayılı Yasa ile kurulmuştur. EİE, Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı bir kamu Kuruluşudur.
|
|
Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü,
Genel Müdür...
|
|
...Jeoloji ve Sondaj Dairesi, Hidrolik Etütler
Dairesi ve Enerji Kaynakları Etüt Dairesi başkanlıklarından oluşmaktadır.
|
|
İlk üç daire başkanlığı baraj ve
hidroelektrik santrallerin mühendislik hizmetleri çalışmalarıyla ilgilidir.
|
|
Enerji Kaynakları Etüt Dairesi ise, enerjinin
rasyonel kullanımı, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili çalışmaları
yürütmektedir.
|
|
EİE’nin toplam 930 personeli bulunmaktadır. Çalışanlardan
yaklaşık 1/4’i teknik hizmetler sınıfına aittir. EİE’nin 2002 yılı bütçesi
19 trilyon 400 milyar liradır. Bütçenin 16.5 trilyonluk yüzde 85’lik kısmını
personel gideri, 2.9 trilyonluk yüzde 15’lik kısmını ise yatırım bütçesi
oluşturmaktadır.
|
|
EİE’nin görev ve yetkilerini şu şekilde özetlemek
mümkün: Hidrolojik etütler, jeoteknik araştırmalar, proje mühendislik
hizmetleri, enerjinin rasyonel kullanımı, yeni ve yenilenebilir enerji
kaynaklarının araştırılması, yap-işlet-devret ve otoprodüktör
projelerinin mühendislik hizmetleri.
|
|
Değerli katılımcılar, buradan da görüleceği
üzere, EİE’nin yapmış olduğu çalışmalar bütünüyle hep mühendislik
hizmetleri bazındadır.
|
|
Evet, şu ana kadar sizlere kısaca EİE’yi tanıtmaya
çalıştık.
|
|
Hidroelektrik potansiyelimiz hakkında da sizlere
biraz özet bilgi sunmak istiyorum.Aslında bugüne kadar yapılan birçok toplantılarda
hidroelektrik potansiyelimiz hep dile getirildi. Son olarak da Sayın Hikmet Özgöbek
bizlere çok değerli bilgiler verdiler. Ancak, ben de vaktinizi çok fazla
almadan, konu bütünlüğü açısından birçok hususa değinmek istiyorum.
|
|
Hidroelektrik potansiyel tanımı içerisinde üç
kavram önem taşımaktadır: Bunlar, brüt potansiyel, teknik potansiyel ve
ekonomik potansiyeldir.
|
|
Brüt potansiyel: Bir akarsu havzasının
hidroelektrik enerji üretiminin teorik üst sınırını göstermektedir.
Mevcut düşü ve ortalama debinin oluşturduğu potansiyeli ifade etmektedir.
Topografya ve hidrolojinin bir fonksiyonu olup, ülkemizin brüt hidroelektrik
potansiyeli 433 milyar kilovat/saat mertebesindedir.
|
|
Teknik hidroelektrik potansiyel: Uygulanan
teknolojiye bağlı olarak bir akarsu havzasında teknik açıdan gerçekleştirilebilecek
hidroelektrik enerji üretiminin üst sınırını göstermektedir. Brüt
potansiyelin bir fonksiyonu olup, genellikle onun yüzdesi olarak ifade
edilmektedir. Ülkemizin teknik hidroelektrik potansiyeli 216 milyar
kilovat/saat civarındadır.
|
|
Ekonomik hidroelektrik potansiyel ise: Bir akarsu
havzasının hidroelektrik enerji üretiminin ekonomik optimizasyonunun sınır
değerini göstermektedir. Gerek teknik açıdan geliştirilmesi mümkün,
gerekse ekonomik yönden tutarlı olan tüm hidroelektrik projelerin toplam üretimidir.
Bir başka deyişle, beklenen faydaları masraflarından fazla olan su kuvveti
projelerinin hidroelektrik enerji üretimini göstermektedir. Ülkemizin
ekonomik hidroelektrik potansiyeli bugün için, bugünkü kriterlerle yaklaşık
125 milyar kilovat/saat olarak hesaplanmıştır. Ekonomik hidroelektrik
potansiyelimiz yıldan yıla ufak farklılıklar göstermekle birlikte, bugün için
125 milyar kilovat/saat olduğunu söyleyebiliriz.
|
|
Her yıl yeni enerji imkanlarının yaratılmasıyla
bu potansiyele ilaveler olabilmektedir. Ancak, projeler geliştirilirken, özellikle
fizibilite aşamasında da elimine edilen ve terk edilen projelere de rastlanılmaktadır.
|
|
Bütün bu olumlu ve olumsuz gelişmelerin
ışığı altında bugünkü ekonomik kriterlerle ekonomik hidroelektrik
potansiyelimizin 125 milyar kilovat/saat olduğunu söylemek mümkün.
|
|
Bu slaytta, son 15 yıldaki ekonomik hidroelektrik
potansiyelimizin değişimi görülmektedir. Görüleceği üzere 120 ilâ 125
milyar kilovat/saat arasında değişim göstermiştir.
|
|
2002 yılı itibarıyla hesaplanan ekonomik
hidroelektrik potansiyelimiz 125 milyar 828 milyon kilovat/saattir. Bu
potansiyel, işletme, inşa, kesin proje, planlama, master plan, ön inceleme ve
ilk etüt aşamasında olmak üzere toplam 551 adet hidroelektrik santralin yıllık
ortalama enerji üretim kapasitesini ifade etmektedir.
|
|
Bu slaytta, Türkiye’deki hidroelektrik enerji
potansiyelinin proje durumlarına ve enerjilerine göre dağılımını görüyoruz.
Yaklaşık 125 milyar kilovat/saatlik ekonomik hidroelektrik potansiyelimizin yüzde
35’lik kısmı işletmededir. Yani, bir başka deyişle, bugün ekonomik
hidroelektrik potansiyelimizin ancak 1/3’ini kullanmaktayız.
|
|
Enerji üretim değeri olarak yüzde 8’i inşa hâlinde,
yüzde 10’unun kesin projesi hazır, yüzde 4’ünün kesin projesi yapılmakta,
yüzde 17’nin planlaması hazır, yüzde 6’sının planlaması yapılmakta,
yüzde 7’sinin master planı hazır, yüzde 12’sinin ön incelemesi hazır
ve yüzde 1’inin ise ilk etüdü hazır durumdadır.
|
|
Şimdi, bu grafiği biraz daha özet hâle
getirerek sizlere sunmaya çalışalım.
|
|
125 milyar 828 milyon kilovat/saatlik ekonomik
hidroelektrik potansiyelimizin yaklaşık 44 milyar kilovat/saat enerji üretim
kapasitesine sahip yüzde 35’lik kısmının işletmede olduğunu söylemiştik.
10 milyar kilovat/saat enerji üretim kapasitesine sahip yüzde 8’lik kısmı
ise inşa halindedir. Geri kalan yaklaşık 72 milyar kilovat/saat enerji üretim
kapasitesine sahip yüzde 57’lik kısım ise proje seviyesinde olup, geliştirilmesi
gerekmektedir.
|
|
Buraya kadar hidroelektrik potansiyelimiz hakkında
sizlere özet bilgiler sunmaya çalıştık. Şimdi bu potansiyelimizin geliştirilmesinde
EİE’nin rolü nedirProje seviyesinde olan ekonomik hidroelektrik
potansiyelimizin yaklaşık 72 milyar kilovat/saat civarında olduğunu söylemiştik.
Bu potansiyelin yaklaşık 33 milyar kilovat/saat enerji üretim kapasitesine
sahip, yüzde 46’lık kısmı EİE tarafından projelendirilmiştir. Geri
kalan yüzde 54’lük kısım ise diğer kuruluşlara aittir.; ona bakalım.
|
|
Bu slaytta, EİE tarafından mühendislik
hizmetleri yürütülen HES’lerin proje seviyelerine göre durumları görülmektedir.
Kesin proje, fizibilite, master plan, ön inceleme ve ilk etüt aşamasında
olmak üzere EİE tarafından projelendirilen 97 adet hidroelektrik santralden
9583 megavat kurulu güçle yılda ortalama yaklaşık 33 milyar kilovat/saat
enerji üretimi planlanmıştır.
|
|
Değerli katılımcılar, bu üretim kapasitesi,
bugün işletmede bulunan tüm hidroelektrik santrallerin yıllık ortalama
enerji üretim değerinin 3/4’ünü eşdeğer bir potansiyeli ifade
etmektedir.
|
|
Bu grafikte de, proje seviyesindeki HES’lerin
ortalama enerjilerine ve kuruluşlara göre dağılımı görülmektedir.
|
|
Enerji üretim değeri olarak bugün kesin projesi
hazır bulunan tüm hidroelektrik santrallerin yüzde 86’sı EİE tarafından
projelendirilmiştir. Planlamaların yüzde 29’u, master planların yüzde
70’i, ön incelemelerin yüzde 62’si ve ilk etütlerin ise yüzde 51’i EİE
tarafından projelendirilmiştir.
|
|
Maviler EİE’yi, yeşiller ise diğer kuruluşları
göstermektedir.
|
|
Bu slaytta, mühendislik hizmetleri çalışmalarında
EİE tarafından yapılan ve hâlen inşa edilmekte olan hidroelektrik
santralleri görüyoruz.
|
|
Bugün inşa hâlinde olan Kızılırmak nehri üzerindeki
Yamula barajı ile Fırat nehrinin Peru suyu üstünde yer alan Kığı baraj ve
hidroelektrik santrallerin fizibilite çalışmaları ile Çoruh nehri üzerinde
yer alan Deriner, Borçka ve Muratlı baraj ve hidroelektrik santrallerinin
master plan, fizibilite ve kesin proje çalışmaları EİE tarafından yapılmıştır.
EİE tarafından projelendirilen bu beş santralin enerji üretim kapasitesi
yaklaşık 4.5 milyar kilovat/saat civarındadır.
|
|
Bugün inşa hâlinde bulunan tüm hidroelektrik
santrallerin üreteceği enerjinin yaklaşık yüzde 45’i EİE tarafından
projelendirilen bu beş hidroelektrik santralden temin edilecektir.
|
|
Ayrıca, bugün işletmede bulunan birçok baraj ve
hidroelektrik santral ile nehir tipi santralin da mühendislik hizmetleri çalışmalarına
EİE’nin çeşitli aşamalarda katkısı olmuştur.
|
|
Bu slaytta, mühendislik hizmetlerinde EİE’nin
katkısı bulunan ve hâlen işletilen baraj ve hidroelektrik santraller görülmektedir.
Toplam 23 adet baraj ve hidroelektrik santralin enerji üretim kapasitesi 36
milyar kilovat/saat civarındadır.
|
|
Bu slaytta da, mühendislik hizmetlerinde EİE’nin
katkısı olan ve hâlen işletilen nehir tipi hidroelektrik santraller görülmekte.
Toplam 20 adet nehir tipi santralin de enerji üretim kapasitesi yaklaşık 1.5
milyar kilovat/saat civarındadır.
|
|
Evet, şu ana kadar sizlere EİE’nin gerek proje,
gerekse inşaat ve işletme aşamalarında mühendislik hizmetleri çalışmalarına
yapmış olduğu katkıları sunmaya çalıştım.
|
|
Peki,
EİE günümüzde ne yapıyor? Günümüzde EİE tarafından dört
nehir havzasında toplam enerji üretim kapasitesi 2.3 milyar
kilovat/saat olan 15 baraj ve hidroelektrik santral projesi üzerinde
fizibilite ve master plan düzeyinde mühendislik hizmetleri çalışmaları
yürütülmektedir.
|
|
EİE tarafından bugüne kadar yapılan mühendislik
hizmetleri çalışmaları daha çok büyük akarsular üzerinde ve büyük ölçekli
hidroelektrik santral projeleri üzerinde yoğunlaşmıştır. Bunların yanı sıra,
EİE tarafından akarsularımızın bugüne kadar incelenemeyen kısımlarının
araştırılarak, enerji üretimi bakamından değerlendirilmesi ve ekonomik
hidroelektrik potansiyelimizin daha da artırılmasına yönelik olarak özellikle
küçük akarsular üzerinde de hidroelektrik potansiyel belirleme çalışmaları
yürütülmektedir. Bu kapsamda Batı Karadeniz, Meriç ve Marmara havzalarındaki
çalışmalar tamamlanmış, Doğu Karadeniz, Susurluk, Gediz ve Ege sularındaki
çalışmalara ise devam edilmektedir. İlave HES potansiyel belirleme çalışmalarında
Küçük Menderes, Büyük Menderes, Batı Akdeniz, Orta Akdeniz ve Burdur gölündeki
havzalara da yeni başlanılmıştır.
|
|
EİE tarafından yaklaşık iki yıl önce başlatılmış
bulunan bu ilave HES potansiyel belirleme çalışmalarının önümüzdeki dört
yıl içerisinde toplam 26 ana akarsu havzamızı da kapsayacak şekilde
tamamlanması hedeflenmiş bulunmaktadır.
|
|
EİE baraj ve hidroelektrik santralleri mühendislik
hizmetleri çalışmalarının yanı sıra yap-işlet-devret modeline göre
tesis edilen hidroelektrik santraller konusunda da Bakanlığımıza teknik danışmanlık
görevini yürütmektedir.
|
|
Bu
slaytta, YİD modeli kapsamında yürütülen ve teknik
denetim faaliyetleri hâlen EİE tarafından sürdürülmekte
olan baraj ve nehir tipi santraller yer almakta.
|
|
İnşaat ve işletme denetimi yapılan bu 14 baraj
ve hidroelektrik santralin toplam üretim kapasitesi 3.7 milyar kilovat/saat
civarındadır.
|
|
Evet,
bu slaytta da, EİE tarafından ileriki yıllarda yapılabilecek
baraj ve hidroelektrik santral, mühendislik hizmetleri çalışmaları
görülmektedir.
|
|
Kesin projesi yapılabilecek toplam 11 adet ve
fizibilitesi yapılabilecek toplam 39 adet olmak üzere EİE’nin proje
repertuarında mühendislik hizmetleri geliştirilebilecek toplam 50 adet baraj
ve hidroelektrik santral projesi yer almaktadır. Bunların enerji üretim
kapasitesi ise yaklaşık 11 milyar kilovat/saat civarındadır.
|
|
Evet, değerli katılımcılar, sonuç olarak, bugün
ekonomik hidroelektrik potansiyelimizin enerji üretim değeri olarak yüzde
35’inin işletmede ve yüzde 8’inin ise inşa hâlinde olduğunu söylemiştik.
|
|
Kesin proje düzeyindeki yüzde 14’lük kısmı
da ilave edecek olursak, ekonomik hidroelektrik potansiyelimizin yaklaşık yüzde
57’lik kısmı bir şekilde değerlendirilmiş bulunmaktadır. Daha geride
geliştirilmesi gereken enerji üretim değeri bakımından yüzde 43’lük bir
potansiyel bulunmaktadır. EİE, işte bu yüzde 43’lük potansiyelin geliştirilmesi
ve ayrıca ekonomik hidroelektrik potansiyelimizin daha da artırılması maksadıyla
yeni enerji imkanlarının yaratılmasına yönelik mühendislik hizmetleri çalışmalarını
kısıtlı bütçe ve personel imkanlarına rağmen en ekonomik ve verimli bir
şekilde yürütmenin çabası içindedir.
|
|
Sayın Başkan, değerli katılımcılar, son söz
olarak şunu arz etmek istiyorum: Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün
direktifleriyle kurulan ve 65 yılı aşkın süredir hidroelektrik konusunda önemli
çalışmalar yapan Elektrik İşleri Etüt İdaresinin varlığının tartışıldığı
günümüzde bu bildiri ümit ederim zihinlerde bir soru işareti yaratır.
|
|
Sabrınız için hepinize teşekkür ediyor, saygılar
sunuyorum.
|
|
OTURUM BAŞKANI- Yıldırım Beye konuşması
için teşekkür ederiz.
|
|
Sayın konuklar, bir konuşmacımız kaldı, birazcık
daha sabrınıza sığınıyorum.
|
|
Teoman Bey, Derneğimizin Genel Sekreteri Sayın
Teoman Süer, Yeni piyasa koşullarında tercihler ve teşvikler konusunda görüşlerini
aktaracak.
|
|
Teoman Beyin konuşmasından sonra, öğle yemeği
için bu binada bulunan yemekhanede hep beraber yemek yiyeceğiz. Bu kaydolduğunuz
yerin karşısındaki kapıdan herhangi bir kayda falan gerek olmaksızın doğrudan
yemekhaneye çıkmak mümkündür.
|
|
Buyurun Teoman Bey...
|
|
TEOMAN SÜER
(HESİAD Genel Sekreteri)- Teşekkürler.
|
|
Değerli misafirler, hepiniz hoş geldiniz.
|
|
Ben fazla vaktinizi almayacağım üç sebepten:
Birincisi, biraz önce dışarıda Enerji Bakanlığının yetkilileriyle sohbet
ederken söyledim, eskinin kritiğine ve eleştirisine veyahut değerlendirmesine
girmeyeceğim. Aksi takdirde, oraya girseydim, muhtemelen bu gün akşama kadar
başka kimseye sıra gelmezdi.
|
|
İkincisi, konuşmamın adresi, ana adresi sayılabilecek
mercilerden, makamlardan maalesef kimse yok ve tanıdığım sima, salona baktığım
zaman hep tanıdık simalar görüyorum. Onlar da görüşlerimin çoğunu zaten
biliyorlar. Onun için, tekrar olmuş olacak.
|
|
Üçüncüsü de, “Audiyans”ın zaten yarısından
çoğunu kaybettik; geriye kalanını da ben açlıktan telef etmek istemiyorum.
Onun için kısa keseceğim.
|
|
Şimdi, yeni şey üzerinde duracağım dedim. Çünkü,
Türkiye geçen sene tarihi itibarıyla bir yasa çıkarttı ve bu yasayı çıkartmakla
artık yeni bir düzene geçmiş olduk. Bunun hepimiz artık farkında olmamız
lâzım.
|
|
Türkiye’nin, geçmişte yaptığımız temel
hatalardan biri, çeşitli sistemler, çeşitli modeller arasında hep sıkışık
kalmaktır. 3 Mart 2001 tarihi itibarıyla eski modele nokta koyduk, yeni bir
modele başlamış olduk. Artık geriye dönüş olmamalı. Bundan sonra hep
yeni modelin içerisinde nasıl yürüyeceğiz; ona bakmalıyız diye düşünüyorum.
|
|
Burada, yeni elektrik piyasası neyi söylüyor?
Elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli düşük maliyette ve çevreyle uyumlu
bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için rekabet ortamında,
özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterebilecek malî açıdan güçlü,
istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması.
|
|
Şimdi, bu şeyin içerisinde, bu hedefe ulaşılması
içerisinde yasanın tarif ettiği temel araç serbest rekabet. Bu nokta hepimiz
için, yani aklımızda olmalı. Zaman zaman bunu kaybediyoruz.
|
|
Birincisi, serbest rekabet, bu ulaşılmak istenen
hedef için bir araçtır, ana araçtır, tek başına hedef değildir.
|
|
İkincisi de, bu şeyin, yeni piyasa koşulunun
temel niteliklerinden biridir.
|
|
Serbest piyasa deyince neyi anlıyoruz? Hepimiz
bunu biliyoruz. İşte birçok oyuncu bu piyasa içerisinde yer almış olacak
ve bu rekabet ortamı içerisinde inşallah, öyle umut ediliyor ki, ekonomik
olarak en uygun olan şey ortaya çıkmış olacak.
|
|
Peki, serbest piyasa ortamı içerisinde tercihler
uygulanabilir mi, yani belli bir şeylere öncelik tanınabilir mi? Biraz önce
Sayın Mesut Çakmak da sunuşunda belirtti; bütün dünyada bunun aksine bir görüş
yok. Belli objektif kriterlere bağlı olmak üzere belli tercihler kullanmak mümkün.
“Teşvik” kelimesinden kaçınıyorum. Teşvik çünkü, birtakım parasal
yardımlar anlamında algılanıyor dilimizde. Burada esas itibarıyla bir
tercih kullanıyoruz, öncelik kullanıyoruz. Bu kullanacağımız öncelikler
nedir? Bu da yasada belirtilmiş. Elektrik enerjisi üretiminde çevresel
etkilen nedeniyle yenilenebilir enerji kaynaklarının ve yerli enerji kaynaklarının
kullanımı özendirilmek amacıyla gerekli tedbirleri almak ve bu konuda teşvik
uygulamaları vesaire diye gidiyor.
|
|
Burada neye öncelik vermek istiyoruz, neyi kararlaştırmışız
öncelik vermeye? Yenilenebilir ve yerli enerji kaynaklarına.
|
|
Şimdi nedir burada kullanacağımız ölçütler?
Bir, yenilenebilir olma; iki, doğal ve sosyal çevre, en az zararlı etki
yapma, sıfır etki diye bir şey söz konusu değil; üçüncüsü de, yerli
kaynak olması.
|
|
Bu şeyde, dolayısıyla hangi projeleri veyahut
hangi tip enerji üretim projelerine öncelik veyahut teşvik sağlayacağız?
Birincisi, demin saydığımız teşvik ölçütlerini sağlamış olmaları
gerekiyor; ikincisi, tabii ki şu tartışılabilir: Bu ölçütleri sağlayan
her şeyi teşvik etmemiz gerekir mi? Bu serbest piyasa ekonomisinde her tercih
edilen şeyi belli bir şekilde teşvik etmek gerekli midir? Sorunun cevabı
muhtemelen hayır. Tartışılabilir. Bunun yanı sıra, bu teşvik etmek istediğimiz
öğenin hakikaten bir teşvike ihtiyacı olması öğesini de göz önünde
bulundurmak lâzım, hakikaten teşvike ihtiyaç var mıdır diye.
|
|
|
|
Şimdi, burada ben bir konuyu, özellikle üzerinde
durmak istediğim konulardan bir tanesi, bu yenilenebilirlik nedir? |
|
|
|
Biliyorsunuz, bu konuda da birtakım tartışmalar
başladı. Dünyada çeşitli tanımlar var, özellikle hidroelektrik enerjiyle
ilgili olarak söylüyorum. Burada bir 5 megavat, 10 megavat gibi falan sınırlar
var. Bu böyle olmalı mıdır, hakikaten 5 megavat, 10 megavat gibi sınır mı
konmalıdır veyahut başka bir şeyler mi bulunmalıdır? Bunun tartışılması
lâzım. Sanıyorum şu anda bu tartışmada yanlış bir noktaya doğru
gidiyoruz. |
|
|
|
Şimdi, hepimiz şu konuda her hâlde müttefikiz
ki, artık bundan sonra çevre ve sosyal etkisi olan hidroelektrik yatırımları
yapmayacağız, yapmaktan sarfınazar edeceğiz. Ama, ana kriter buysa, doğal
ve sosyal çevreyi tahrip etmeyen hidroelektrik santraller de yenilenebilir olma
özelliğini, 5 megavat veya 10 megavat olma veyahut başka bir şeye göre
kaybeder mi; tartışılması gereken bu. |
|
|
|
Burada, nehir tipi santraller yenilenebilir sayılsın,
baraj olanlar sayılmasın gibi birtakım görüşler var. İşte, demin dediğim
gibi, 5 megavat, 10 megavat gibi sınırlar var. |
|
Şimdi, bu tartışmaya temel teşkil olması için
şurada bir, Türkiye’nin bundan sonra geriye kalan, demin söylediğimiz,
bilmem kaç bin megavatlık hâlâ kurulu gücümüzün dağılımını şey
yapacağım. Kusura bakmayın, benim rakam hafızam Sayın Cumhurbaşkanımız
kadar kuvvetli değil. O bilgisayar hafızası gibi, 1926’daki elektrik üretim
değerlerini ezberden söyleyebiliyor. |
|
|
|
Türkiye’nin geriye kalan potansiyelinin -ve lütfen
bunları da çok doğru rakamlar gibi kabul etmeyin, yanlış olabilir, ama esas
itibarıyla bir resim vermektedir, şimdi baktığınız zaman- Türkiye’nin
geriye kalan potansiyelinin yüzde 62, 60’ı, yarıdan fazlası 100 megavatın
üstü projelerde. 100 ilâ 10 megavat arasında olan 35, yüzde 35’i gibi bir
şey, 1/3’i deyiniz, Türkiye’nin 10 megavatın altındaki potansiyeli
geriye kalan, yüzde 3 gibi bir şey. Bunun 5 megavatın altında olan da sadece
yüzde 1. |
|
|
|
Dolayısıyla, 5 megavatın altını veya 10
megavatın altını teşvik edeceğiz lâfı sadece lâftır. Esasında Türkiye’nin
hidrolik potansiyelinin geliştirilmesi için hiçbir şeyi teşvik etmiş
olmuyorsunuz. Dolayısıyla, bu konuyu kamuoyunun tartışmasına açmamız lâzım. |
|
|
|
Bizim inancımız şu ki: Burada da işte değerler
var, 25 bin megavatmış, demin dediğim, ifade ettiğim gibi, rakamların tam
noktasına, virgülüne kadar doğru olduğu iddiasında değilim; ama ana resmi
göstermek bakımından yeterli olduğunu düşünüyorum. |
|
|
|
Hidroelektriği niye teşvik edelim? Demin dediğimiz
gibi, yani mutlaka teşvike ihtiyacı var mı? Zaten, kendi kendine rekabetçi
olabilecek bir pazarda, o zaman teşvik etmek gerekir mi? Demin ifade ettiğim
gibi, bu sorunun cevabı muhtemelen hayır? O zaman, niye teşvik etmek
gerekiyor’u tartışmamız lâzım. Yani, hidroelektriği teşvik etmediğimiz
takdirde, pazar içerisinde hidroelektrik tesisler, piyasa koşulları içerisinde
kurulmaz yargısına varıyorsak, o zaman teşvik etmemiz gerekiyor. Sebepleri
ne? Hepimiz biliyoruz burada; hidroelektrik tesislerin yatırım süresi çok
uzun ve bir sürü riskler var. Zaten bu nedenle, işte deminden beri burada
tartışıyoruz, 16 yılda, işte herkes, birtakım kişilerin çok ballı börekli
şartlar sağlıyor dediği yap-işlet-devret koşulları altında bile üç-beş
tane hidrolik tesisin üstünde bir şey gerçekleştiremedik. Buraya, yani bu
sebeplerden dolayı yabancı sermaye gelmedi, kredi gelmedi. |
|
|
|
Finansmanı çok zor. Finansmanının zor olmasının
sebebi, Türkiye’de sermaye yok, Türkiye’de uzun vadeli banka kredileri de
yok. Bunun için, bu tesisleri yapabilmek için gerekli para, dışarıdan ya
yatırım, sermaye olarak gelmesi lâzım, ya kredi olarak gelmesi lâzım.
Bunlar da kredi olarak gelirken, ülke riskinden dolayı özellikle ve uzun
vadeli krediler olmak mecburiyetinden dolayı Türkiye’ye çok nazlı geliyor.
Nazlı gelirken de, bu ticarî krediler biraz pahalı oluyor. Bu da,
hidroelektrik santrallerin yatırım maliyetini, toplam yatırım maliyetini
veyahut üretim maliyetlerini yükselten bir unsur oluyor şeylere nazaran, yani
kıyas ettiğimiz zaman, diğer alternatif projelere nazaran. |
|
|
|
Üçüncü bir sebep de, hidroelektrik tesislerin,
hepimiz yine burada biliyoruz, ön hazırlık faaliyetleri çok uzun ve onlarla
izin almanız lâzım. Bu izinleri almak, onayları çıkartmak hakikaten
kahredici bir süreç. Bunun için de birtakım şeylerde caydırıcı bir
etkisi oluyor yatırımcılar üzerinde; Türkiye’de hidroelektrik yatırımı
yapmak istemiyorlar. |
|
|
|
Demin söylediğim örnek olarak da şey yapıyorum,
“Kojenerasyon” da muhtemelen yeni pazar koşullarına teşvik, yani tercih
edilebilecek bir şey, enerji türü olması lâzım, o da, çevre etkilerini
azalttığı, enerji ekonomisi sağladığı vesaire için. Ama, Kojenerasyon
muhtemelen, kendisi rekabetçi bir şansa sahip olduğu için özel teşvikle
ayakta durmasına gerek yok; kendi ekonomisi ile pazarda rekabet edebilir. Dolayısıyla,
Kojenerasyon için özel teşvikler öngörülmesi gerekir mi konusu tartışılması
gerekir diyorum, en azından bundan sonra. |
|
|
|
Sağlanacak teşvikler neler olabilir yeni pazar koşullarında? |
|
|
|
Birincisi, burada üzerinde durmak istediğim, en
azından koşulları eşitlemek lâzım. Koşulları eşitlemek için, idarî, bürokratik
vesaire, izinler, lisanslar gibi bütün bu engelleri kaldırmak lâzım. |
|
Liberal piyasa lafını gerçek anlamda anlamak lâzım.
Liberal piyasa hakikaten insanların kolayca pazara girebildikleri, kolayca
pazardan çıkarabildikleri bir ortam demek. Siz buna başka yerden sunî birtakım
engeller koyuyorsanız, bir hidroelektrik santral yapımına teşebbüs eden
girişimci üç yılını, beş yılını işte Ormandan vesaireden, Millî
Emlaktan, Bayındırlık Bakanlığından izinler almaya harcıyorsa, o zaman bu
pazarı gerçekten liberalize etmiş olmuyorsunuz. |
|
|
|
Burada bence önümüzdeki dönemde en önemli
konulardan biri, bu engellerin kaldırılması ve şeylerin hakikaten,
hidroelektrik yatırımlarının yapılmasına kolaylık sağlanması. |
|
|
|
Şimdi ikinci bir şey var burada. Bu, yeni bir
taslak lisansı yönetmeliği çıktı; bu bağlamda onu da zikretmek istiyorum.
Taslakta top DSİ’ye atılmış durumdadır yeni hidroelektrik tesisler yapmak
üzere. Lisansı gidip DSİ’den alacaksınız. Çok basit olarak, bu şey içerisinde
hiçbir hidroelektrik yatırımı gerçekleşmez. Çünkü, sorumluluk ortada
kalmıştır. Lisansı vermesi gereken makam, lisansın verilmesini üçüncü
bir şahsa havale etmiş görünüyor. Bu düzelmediği takdirde ben ümitli değilim
hiçbir şey olacağından. |
|
|
|
Burada yapılabilecek, verilebilecek diğer teşviklerden
biri, önemli bir husus, yani bundan sonraki pazarda özel sektör ağırlıklı
bir pazar oluşacağını ümit ediyor ve düşünüyoruz, daha doğrusu, aslında
4628 midir yasanın numarası? Onunla birlikte bunu hep birlikte kararlaştırmış
sayılıyoruz. Biraz sonra o noktaya da birazcık kısaca değineceğim. |
|
|
|
Bu özel sektör yatırımlarının olabilmesi için
hidroelektrik projelerinin ihtiyacı olan araziler nasıl sağlanacak konusu çok
önemli. |
|
|
|
Eğer bunlara bir kamulaştırma imkânı
getirilmezse, bu projelerin de yürütülme imkânı olmayacağını düşünüyorum.
Çünkü, bunları Millî Emlaktan, Ormandan, Millî Parktan, DSİ’den
vesaire, vesaire tahsisleri yine herkesi caydıracak bir şey hâline gelir. |
|
|
|
Eğer teşvikler, hepimizin bildiği, bu gün
sabahleyin de zikredildi, ben bunun üzerinde çok durmak istemiyorum ve şu
anda da zaten tartışılan yeşil sertifikaları konusu var. İşte herkese
belli bir miktarda yeşil enerji alma zorunluluğu getirerek, bunların karşılığı
birtakım sertifikalar, ticaret yapılabilen sertifikalar verilmesi ve bu
zorunluluklarını yerine getiremeyen üreticilerin veya dağıtıcıların veya
satıcıların, bunların karşısında bir ceza ödemesi gibi bir sistemden
yenilenebilir kaynakların teşviki düşünülüyor. |
|
|
|
Burada tartışılması gereken, üzerinde durmamız
gereken, bu şekilde tahsil edilen cezalar nereye dönmelidir? Bir, genel
sisteme dönebilir; iki, yenilebilir kaynaklara dönebilir. |
|
|
|
Yenilenebilir kaynaklara dönerse de, buna karar
verirsek de, bunun ne şekilde yapılacağına karar vermemiz lâzım; yani,
hangi projelere ve hangi yolla bu kaynak döndürülecektir konu. |
|
|
|
Şimdi, ben burada özel olarak yine üzerinde
durmak istediğim bir ek konu var; bunu burada tartışmaya açmak istiyorum. |
|
Bütün dünyada tartışılıyor; yeni piyasanın
işleyebilmesi için kapasite ödemeleri yapılmalı mıdır, yapılmamalı mıdır
veyahut gerekir mi, gerekmez mi konusu. |
|
|
|
Dünyadaki tartışmanın ana menşei belki farklı.
Ben bunu, Türkiye’de hidroelektrik enerjinin teşviki bağlamında ele almak
istiyorum, kapasite ödemelerini. |
|
|
|
Burada bir kısaca şeye geçeyim, bu pazarın işleyişine
ilişkin konulara geçmeden önce, şimdi, mevcut durumda bir tüm santraller,
hidroelektrik santraller Türkiye Elektrik Üretim Anonim Şirketine kalacağı
anlaşılıyor ve muhtemelen bunun da uzunca bir süre devam ettirilme arzusu
olduğu görülüyor. Bu yazılı olarak bir yerlerde görülmüyor ama, çeşitli
şeyleri okuduğunuz zaman böyle bir niyetin olduğunu görüyorsunuz. |
|
|
|
Burada benim tahminim, Türkiye Elektrik Üretim
Anonim Şirketinin pazarda bir pazar düzenleyicisi gibi bir rol alması
beklentisi var. Yani, pazardaki fiyatların çok “Volatile” olması
engellenecek. Dolayısıyla, büyük bir, özellikle de “Puant” saatlerde
elektrik üretme imkanına sahip olan Türkiye Elektrik Üretim Anonim Şirketi,
pazarda, işte o fiyat “Volatile”sinin önüne geçmek için o uygun
zamanlarda müdahale ederek, işte uygun fiyatlarla elektrik satarak fiyatların
başını alıp gitmesini engelleyecek diye bir düşünce olduğunu sanıyorum.
Tahminim bu. Bunun bir yanlışı yok; belki doğru, üzerinde durulabilir. Ama,
öbür taraftan, bunun getirebileceği dezavantajlar var, avantajları ve
dezavantajları var böyle bir şeyin. Bunun avantajları: Birinci,
hidroelektrik santrallerin özelleştirilmesinde zorluk var. İşte Fırat
havzasında peş peşe altı tane santral var. Bunları kime vereceksiniz? Ayrı
ayrı mı, toptan mı, nasıl işletecek? Birincisi, suyu nasıl işletecek, nasıl
bırakacak falan konularında bir güçlükler var. Bunu yapmadığınız
takdirde, bu güçlüklerden kaçınmış oluyorsunuz. |
|
|
|
İkincisi, benim anladığım yine, tartışma
olan, yükümlenilmiş maliyet diye bir deyim çıkarttık, bu işte şeydeki,
yabancı basın literatüründeki “Standard
Cost” karşılığında kullanılıyoruz. Bu yükümlenilmiş
maliyetlerin bir yerdeki, bir şekilde telâfi edilmesi gerekiyor. Ne yollar telâfi
edileceği tartışma konusu. Bunun bir çaresi olarak, bunların hepsini bir
havuza atarak, yani yükümlenilmiş maliyetlerinin olduğu konularla,
tesislerle diyeyim, hidroelektrik santralleri aynı havuza atarak, dolayısıyla,
bu yükümlenilmiş maliyetlerin hidroelektrik enerji, ucuz hidroelektrik enerji
vasıtasıyla telâfi ettirilmesine çalışılacak gibi anlaşılıyor. |
|
|
|
Üçüncüsü, demin dediğim gibi, piyasada manipülâsyon
ve tekelci eylemlerin önlenmesi düşünülüyor. |
|
|
|
Fakat, burada birtakım dezavantajlar var.
Birincisi, bu piyasa koşullarının aşırı çarpıtılması da neden
olabilir. Çünkü, yani hepimiz hep birlikte her hâlde ana pazarda belirleyici
en büyük oyuncunun bir devlet kuruluşu olması durumunda bir huzursuzluk
duyacağız. Bu pazar, yani hakikaten bu pazarda fiyat teşekkülü sunî olur
mu, yoksa tabii olarak teşekkül edebilir mi? Burada sakıncalar ortaya çıkabilir
diye düşünüyoruz. Bu, dolayısıyla yeni yatırımlar üzerinde caydırıcı
bir etki yapabilir. Onun dışında da, pazarda çok fazla fiyatı düzenlemek için
pazara müdahale ettiğiniz zaman, Merkez Bankasının döviz piyasalarında
yaptığı gibi, kamu kaynaklarını israf etmiş olabilirsiniz büyük ölçüde. |
|
|
|
Şimdi, bu demin şey yaparken kapasite ödemelerine
geri dönmüş oluyorum bu noktada, elektriği satın alan neyin bedelini ödüyor?
Elektrik enerjinin, aşikâr bir şekilde enerjinin iletilmesinin ve enerjinin
kalitesinin, şeyde tanımlandığı gibi. Şimdi, elektriğin kalitesi nedir?
İşte frekans, gerilim, müşteri hizmetleri ve fakat onlardan da belki önemli
olarak ve belki göz ardı edilen bir nokta var ki, temin güvenirliliği. “Güvenilirlik”
kelimesini “Reliability” karşılığı kullanıyorum. Türkçede bu
kavramlar çok değişiyor. |
|
|
|
Neden, bu konu neden önemli? Çünkü, satın aldığımız
sadece bir elektrik, kilovat/saat değil, aynı zamanda o kilovat/saati belli
bir güvenilirlikle satın almaktır. |
|
|
|
Şimdi buradaki güçlük şu: Diğer bütün üç
unsuru, deminki pazarda satılan unsurları ayrı ayrı alabilirsiniz; ikili sözleşmelerle
satın alma imkanınız var. Fakat, temin güvenilirliği tek başına gidip de bir üreticiden satın alma imkânı az
olan bir şey. Çünkü, temin güvenilirliği sistemin tümüne ilişkin bir şey.
Dolayısıyla, muhtemelen tüm tüketicilerin birlikte satın aldıkları bir şey.
Birlikte satın aldıkları bir şey olduğu için de, bunun bedelinin herhangi
bir şekilde tüketicilere ortak havuzdan bölüştürülmesi gerekiyor. |
|
Burada bu, deminki tartışmalarla veyahut bundan
sonraki tartışmalarla ilgili olarak, Türkiye’de bu enterkonnekte sistemde
bir gün, bu 2000 senesi, 2001 senesinin rakamlarına maalesef ulaşamadık, ayrıca
biliyorsunuz, ülkemizde bu rakamlar her nedense, bilgiler hâlâ çok gizli
bilgiler, hâlâ herkes, bu piyasayı liberalize etmek istediğimizi ve liberal
piyasanın birinci şartlarından bir tanesinin, bilgilerin herkes tarafından
kolayca ve eşit olarak ulaşılabilmesi olduğunun farkında değil, her neyse,
biz geçen senenin rakamlarıyla iktifa edelim, çok fazla bir şey değişmemişti.
Bence biraz değişti ama, elimde olmadığı için gösteremeyeceğim. |
|
|
|
Şurada gördüğünüz zaman, bu
Puant/gün geçen
2000 yılında elektriği nasıl karşılamışız’ı gösteriyor. Burada gördüğünüz
gibi Puant/saatlerde önemli bir hidrolik katkı var. |
|
|
|
Bu da, minimum güçte hidrolik katkıyı gösteriyor.
Bunların bir kısmı muhtemelen nehir tipi santrallerden gelen katkılar. Şöyle
denebilir ki: Muhtemelen Puant/saatlerde barajlardan hidroelektrik katkı payı,
yükün en düşük olduğu günde fazlaca olmamış. |
|
|
|
Bu bir yaz gününde nasıl olduğunu gösteriyor. |
|
|
|
Türkiye’nin, bakarsak, tertiplenmiş yük eğrisi
dediğimiz, yani hangi güç ne kadar saat kullanılmış yılda eğrisi bu.
İşte Puant gücümüz 2000 yılında, burada 19 bin megavatların biraz üzerinde
teşekkül etmiş. Minimum yükümüz de 10 bin megavatlar mertebesinde görünüyor. |
|
|
|
Şimdi,
dolayısıyla, deminki şemada görülmüş olan 19 bin megavatı
belli bir güvenilirlikle sağlamak için bir yatırımlar yapılması
lâzım; kapasite ilavesi gerekiyor sisteme. Bu kapasite
ilavesinin bedelini kim ödemeli? Zaten, yani kim ödemeli derken,
işin, pazarın temelinde hangi mantık yatmalı veyahut eskiden
hangi mantık yatıyordu serbest piyasa ekonomisine geçişten önce
diye bakarsak, şimdi, burada kısaca, bunun tamamını okumayayım
size, kısaca iki görüş var geçmişte: Bir tanesi, kapasite
ilavesinden sadece Puant/saatte güç kullanan müşterilerin
sorumluluğu olduğuna dair. Bu hatta, Amerika Birleşik
Devletleri’nde, yani bu regülasyon ekonomisinin gururlarından
sayılan kişilerin bile temsil ettiği bir görüş. Ama bunun
karşısında yeni bir modern sistemler tasarlanırken, modern
sistemlerin bir yük kayıp olasılığına, “Los of load
probability” değerine göre tasarlandı. Dolayısıyla, bu
sistem hedefine ulaşmak için, yani bu “Los of load probability”ye
yük kayıp oranına Puant/saatte yük çekmeyen, Puant saatlerde
de güç alan müşterilerin de sebebiyet verdiği, dolayısıyla,
her saatin müşterisinin sistem yük kaybı olasılığına olan
etkisinden dolayı bundan payını alması gerektiği, bu pay da,
sınırlama olasılığına göre “...probability”ye göre
olacak bir pay alması gerekir diye. |
|
|
|
Demek istediğim şu kısaca...
|
|
|
|
OTURUM BAŞKANI- Sayın Süer, öğleden
sonraki oturumları da düşünerek...
|
|
|
|
TEOMAN SÜER- Bitireceğim. |
|
|
|
Şimdi, sonuç olarak, işin esasına göre
bakarsanız da, zaten pazardaki herkes, yük kapasite ilavesine belli bir şekilde
sebebiyet vermektedir, bundan dolayı da, bu kapasite ilavesine katkıda
bulunması gerekir. |
|
Burada işte, dolayısıyla bu şeyin bedelini kim
ödeyecek? Bu, o saatteki tüm tüketiciler, sıcak-soğuk yedek ödemeleri yapılacak.
İletim ve diğer yan hizmet bedelleriyle bu şeylerin yapılması gerekecek. |
|
|
|
Şimdi, bu sistem neyi teşvik eder? Bunu niçin
burada gündeme getiriyorum? Genelde tüm yeni yatırımları teşvik edecek bir
şeydir kapasite ödemeleri. Aksi takdirde, marjinal maliyet üzerinden, enerji
maliyeti üzerinden fiyatlanmış bir piyasada yeterince yeni yatırımlar için
kaynak biriktirmesi yapılamayabilir endişesini taşıyoruz. |
|
|
|
Özelde Puant güç tesisini, yani Puant güç
tesis etmek isteyen yatırımcıları teşvik edecektir. Ve onun ötesinde de, böyle
bir şeyin, yani kapasite ödemelerinin mevcut olduğu bir piyasanın barajı
hidroelektrik ve Puant santrallerini teşvik edeceğini düşünüyorum. Bunun dışında
da, bugüne kadar Türkiye’de pek yapmadığımız nehir tipi santrallerde de
günlük, haftalık vesaire gibi, yani baraj olmamakla birlikte geçici sürede
biriktirme yapabilecek tesisleri veya tesislerin o şekilde yapılmasını teşvik
edeceğini düşünüyorum. |
|
|
|
Hepinize enerji dolu günler dilerim.
|
|
|
|
OTURUM BAŞKANI- Sayın Süer’e yaptığı
konuşma için teşekkür ederim. |
|
|
|
Böylece Sempozyumumuzun Birinci Oturumu bitmiş
oluyor.
|